>

KÖŞE YAZILARI | İLKAY CAM

Pembe Fiyonklu Vahşet

Ben küçükken ailesine, komşulara, öğretmenlere hep doğru davranan o temiz, terbiyeli, nazik ve pembe kurdeleli kızlardan ödüm patlardı! (İlkay Cam)
 
   
 
 
     

“Pembe bir vahşete eşlik eden tatlı bir gülümsemeyle büyüyordu”

Küçük kız çocukları nasıl da şekerdir, ipeksi saçlarına taktıkları hayvancıklı tokaları, elbiselerine iliştirilmiş mini minnacık ve elbette pembe fiyonklar, terbiyeli konuşmaları, büyümüş de küçülmüş halleri. Razı olup da bir öpücük verirlerse vanilya ve çilek koktuklarını anlarsınız. Bu küçük kadınlar kendileri de oldukça pembe ve neredeyse fiyonklu annelerini taklit eder, onlara benzemek için çırpınırlar. Anneleri onları fırfırlara, dantellere, hayvancıklara boğar ve ufuklarını pembeye boyar, pespembeye…

Ben küçükken ailesine, komşulara, öğretmenlere hep doğru davranan o temiz, terbiyeli, nazik ve pembe kurdeleli kızlardan ödüm patlardı! Bu pembe yanaklı, melek gülümsemeli, her an reverans yapmaya hazır ve her yerinden fiyonklar fışkıran şeker kızlar etrafta büyükler yokken birden bire uzun tırnaklı ve sivri dişli zorbalara dönüşüyorlardı. Sonuçta çocuk dediğin küçük insan, ne kadar masum olabilir ki?

Çocuklar kimin güçlü ya da kül yutmaz olduğunu iç güdüsel olarak bilir ve numaralarını salak buldukları yetişkinlere yedirmeye çalışırlar. Bu sebepten en baş belası veletleri bile birkaç saat olsun kontrol edebilme yeteneğim var, çünkü hafızam güçlü, numaraların bazılarını hala hatırlıyorum. Ortalıkta bir yetişkin yoksa oyun arkadaşlarını, çimdiklemek, saçlarını yolmak, tükürmek gibi son derece kestirme yöntemler kullanırlar. Ufukta bir büyük belirmeye görsün hemen ses tonları yumuşar, suçlu çıkacaklarını anladıkları anda göz yaşları sel olur, içli hıçkırıklar gırla gider. İnatçı ve kindar barbie bebeklerin günler boyu süren sinir savaşları ve Oscar’lık rol kabiliyetleri korkutucu olsa da aslında düşmanlarına, ellerinde oyuncak olmuş büyüklerden daha fazla saygı duyarlar.

Tüm çocukluğum boyunca bana örnek gösterilen bu kızların nasıl bu kadar temiz ve tertipli olabildiklerine hala şaşarım. Bu bebekler bir canlıyı döverek öldürseler üzerlerine bir damla kan sıçramaz, saçlarının tek bir buklesi bozulmaz. O kadar tertiplidirler ki yaşadıklarından şüpheye duyarsınız! Otururken etekleri kırışmaz, yürürken ayakkabıları kirlenmez, üstlerine çamur sıçramaz, adeta Mavi Tüy kitabının kahramanı gibidirler, toprakta yüzer ama yine de toprağa bulanmazlar. Benimse ayakkabımın çivisi topuğuma batar, eteklerim sökülür ve pantolon paçalarım her daim boydan boya puantiye çamur olurdu. Saçlarım dümdüz olduğu halde tokalarım çözülür, beslenme çantamın kilidi bozulur, sektirmeden sağda solda bir şeylerimi unutur azar işitirdim. Bu kızların yanında kendimi sarsak, dağınık ve aptal hissederdim. Sonra bir şey fark ettim bu kadar tertipli olmak çok fazla mesai ve dikkat gerektiriyordu. Bir de kıpırtısızlık, ki o kıpırtısızlık insana sabretmeyi, duyguları gizlemeyi öğretir ve düşünüp plan yapmak için gerekli zamanı verir.

Perihan Mağden’in bir yazısını okumuştum, kızına bir arkadaşı hafta sonu pikniğe gittiklerini ve orada Şirinler’i gördüklerini söylemiş. Kızcağız sevinçten çıldırmış tabi arkadaşını soru yağmuruna tutmuş ama arkadaşı iki lafı bir araya getirip de bir şey anlatamamış, “ Eee! İşte sucuk yedik beraber” falan demiş. Çocukcağızı çok iyi anlamıştım, benim bütün çocukluğum yaşıtlarımı sorguya çekerek geçti! Başka bir ülkede doğsam on beş yaşımda deneyimli dedektif olarak iş başı yapardım! Benim gibi doğuştan çeneye vurmuş , agu bugu demeden direkt cümle kurarak konuşmaya başlamış bir insan için bu ketumluk gizemli bir güçtü. Bu çocuklar kendilerine sorulan sorulara açıklayıcı cevaplar veremiyorlardı, terbiyeli olmak adına o kadar uzun zaman susmuşlardı ki cümle kurmaktaki beceriksizlikleri beni hayrete düşürüyordu.Bu küçük yırtıcılar az konuşup çok plan yapar, iki kaş gözle kurbanları için tuzaklar kurup ayrıntılı bir banka soygunu konusunda fikir birliğine varabilirlerdi. Benim gibi çenesi düşükleri bol bol konuşturup sonra da hakkında beraber atıp tuttuğumuz kızlarla ittifak kurarlardı, ortaokul bitene kadar kim kiminle arkadaş kim kime düşman hiç anlayamadım.

Sanırım aslında hepimiz kendi yöntemimizle büyüyorduk ama onlar pembe bir vahşete eşlik eden tatlı bir gülümsemeyle büyüyordu, bense kasvetli bir sıkıntının içinde, oyunun kurallarını bir türlü anlayamadan körlemesine yalpalıyordum. Her iki durumun da bir çok artısı ve eksisi var ama ne kadar tarafsız olabilirim ki?

Üniversitede üst sınıflardan bir kız hatırlıyorum doğal mıydı bilemem ama çok fena sarışındı. Bu bile tek başına onu popüler yapıyordu. Fena halde terbiyeli, standartları yüksek ve kendisini bol paralı bir kocaya el değmemiş olarak saklama konusunda çok kararlıydı. Her sabah gelecekteki kocasıyla olası karşılaşmaları için itinayla hazırlanıp evden çıkar sabahın köründe kuaföre giderdi. Giyimi kuşamı son derece ağır başlı, abartıdan uzak hani neredeyse ofis kurallarına uygundu. Derslere düzenli girilir, ödevler zamanında verilir, öğretmenlere kanatsız bir meleğin içtenliğiyle davranılır ama asla yalakalık yapılmaz, her şey o kadar ölçülü ve zariftir ki bu kadar güzel olmasa kıza bakarken uyumak işten değildi. Bayan Biriçimsu dört yıl boyunca paralı ama çirkin bir çocuğa burun kıvırdıktan sonra mezuniyete aylar kala kaderine razı oldu. Çünkü 4 yıl boyunca okulda aynı anda yakışıklı, popüler, zengin, kızdan hoşlanan ve kaprislerine azimle katlanabilen bir aday çıkmamıştı ama zengin çocuk azmetmiş, sabırla beklemiş ve sonunda muradına ermişti. Bu duruma benden başka şok geçiren de olmamıştı! Daha o zaman anlamalıydım hayatı yanlış anladığımı, matematiğim iyi zannediyordum ama hayatın matematiğinden sınıfta kalmışım da haberim yokmuş!

Benim pembe fiyonklu pek fazla arkadaşım olmadı, ileri yaşlarda tanıştıklarım da dahil olmak üzere, çocukluğumuzdan söz ettiğimizde hepimizin canını yakmış pembe fiyonklu bir kuzeni, bir müddet arkadaşlık edip boyunun ölçüsünü aldığı bir çocukluk arkadaşı mutlaka vardı. Bu kızlar sizi merdivenlerden itip, saçınızı kökünden kopararak fiziksel acıyla; yaşları ilerledikçe kendi çıktıkları adamları üzerinize yıkıp ailenizin öfkesiyle; iş yerinizde ayağınızı kaydırıp işsizlikle terbiye ederler.

Oyunun kurallarını erken anlamaktan dolayı bu kızların çoğu kurumsal firmalara kapak atıp, şahane kocaları kafalamayı başaracaklardır. Hayat tuhaftır ve kişisel deneyimime göre her şeyi doğru yapmak insanı yorar ve sıkar, her şahane kocaya aşık olunmaz nedense ve yürünmüş yollardan geri dönmek ise çok büyük cesaret ister.

Bu yazımı iyisi, kötüsüyle sadece büyüklere aynalık eden fiyonklu fiyonksuz bütün küçük insanlara atfediyorum.


İLKAY CAM
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>