>

RÖPORTAJ

Terk Edilmiş Bir Kadın Hikayesi: Kedra

Karşımızda kadın bir psikolog: "Mehlika Dülger" ve kitabı "Kedra" (Özel Röportaj)
 
   
 
 
     

Ağırlıklı olarak genç kız ve kadınlara hitap eden bir internet sitesi Cosmoturk. Karşımda kadın bir psikolog... Terk edilmiş bir kadının hikayesi olan bir roman ve size sormak için sabırsızlandığım bir çok soru.

Bende tıpkı sizin gibi heyecanlıyım. Kedra aracılığıyla kadın internet okuru kitlesine hitap edeceğim için mutluyum. Çünkü yaratma ve değişme gücüne sahip, kendi sınırlarının farkında, kendi arzu ve ihtiyaçlarının farkında olup, ayakları üzerinde duran kadının sağlıklı ilişkilerin, sağlıklı bir toplumun temeli olduğuna inanıyorum.

“Kedra” ismini ilk defa duyuyorum. Nedir anlamı?


Kedra’nın anlamıyla birlikte, ismin kendini koyduruş hikâyesi çok çarpıcı benim için. Kitap kahramanın dünyaya sevgi mesajları vermekle ilgili bir görevi var. O bölümde anlamsız kelimeleri ardarda yazdım ve bu kelimelerin sonuncusu “KEDRA” ile bitti. Kelimeyi tekrar ettiğimde kulağıma hoş geldi. Hemen bir anlamı var mı diye Google’a baktım. Karşıma çıkan ilk cümle “sağlık, bolluk-bereket ve spritüellikte en uç nokta” idi. Çok etkilendim tabi. Kitabımla örtüşüyordu. O andan itibaren başka hiçbir kelime “Kedra”nın derinliğini karşılayamadı. İlk başta tereddüt ettim Türkçe’de karşılığı olmadığı için; ama isim çok sevildi.

Arka kapak yazısını okuduğumda, terk edilmiş bir kadın hikayesi olduğunu görüyorum. Aşk, ilişkiler, ayrılıklar heralde çok kafa yorduğumuz en önemli alanlardan biri. Okur profilimizi düşününce bir çok soru geliyor aklıma bu konuyla ilgili. Kedra’yı bir içsel yolculuk romanı olarak tanımlıyorsunuz. Bu yolculuktan bahseder misiniz?

Kitabın kahramanı Eve aracılığıyla okuru reddettiği, kendine itiraf etmekten utandığı, karanlıklarda sakladığı o cılız sesine doğru bir yolculuğa çıkarıyorum. Bu öyle bir yolculuk olacak ki okur yaşadığı ilişkilerdeki çıkmazlarına, bazı şeyleri tekrar tekrar yaşamasının anlamına, bağımlılıklarına, kendilerine biçtikleri değere, reddettikleri en derin arzu ve ihtiyaçlarına, bugüne kadar hayatta anlamlandıramadıkları duygu ve düşüncelerine yönelik bir aynalar şehrine girecek ve o aynalar şehrinden o güne kadar hiç farkında olmadığı kendi aynasını ilk defa görüp onunla ilk defa karşılaşacak. Diğer bir deyişle “gölgesi” ile karşılaşacak. O andan itibaren gölgesini kucaklama yolculuğunu başlatacak.

Bu yolculukta Eve terk edildikten sonra, kaybının acısıyla baş ediyor mu? Nasıl başarıyor bunu?

Eve, aslında tuttuğunu koparan bir kadın. Bu terk ediliş onu darmadağın ediyor ve intihar düşüncelerini aklına getirmeye başladığında bir kliniğe yatıyor. Orada okuduğu “Tanrı’nın gizemli yüzü” diye bir hikaye hayatını sorgulamasına yol açıyor. Hikayenin sonu, “Düşlerin Tanrı ile arandaki en derin bağındır. Düşlerini takip etmemen, Tanrı’ya görünmez öfken, onunla kopuk bağındır. Düşeyebiliyorsan, Tanrı bu tohumu içine bıraktığı içindir. Düşlerin en derin kökündür. Kökünü sev! Kökünü besle!” mesajıyla yüreğine gömdüğü düşlerini takip etme yolculuğu başlıyor. Eve, kaybının ağırlığıyla, o güne kadar hiç farkına varmadığı kaynaklarından güç alarak baş ediyor.



Niye aşk bu kadar hırpalayıcı olur peki?

Aşk, yaralarımıza dokunarak geçer diyorum ben. Aşk, en kırılgan, en savunmasız alanımız. Hayatta her şeye karşı bir gard geliştirebiliriz; ama aşk söz konusu olduğunda bunu yapamayız. Aşk, sınırların kaybolmaya en müsait olduğu alandır. Çünkü duygular bizi şaşırtıp, nerede sınırlarımız aştığımızı, nerede ihtiyaçlarımızı karşılamadığımızı, kısaca ne olduğunu mantık çerçevesinde görmemizi engelleyebilir. Alma ve verme dengesi bozulduğunda, yaşadığımız hayal kırıklıkları, reddediliş çok acıdır. Sonuç, tümüyle bize bağlı olmasa da sanki her şeyin sorumlusu gibi hissederiz, sevilmeyi hak etmediğimizi düşünebiliriz.

Bir yandan Tanrısal bir hediyedir aşk. Eğer ilişkiyi yaşadığımız kişiyi, aynaki yansımamız olarak görmeye başarabilirsek, kendimize yaptığımız yolculukta, aşk sınırlarıma ulaşmamıza Tanrısal bir hediyedir. Çünkü, egomuzun duvarlarını bir tek aşk için yıkarız.

Bu anlattıklarınızdan aşkta yaşanan kayıp duygusuyla en iyi baş etme yolu, kendi kaynaklarımızdan güç almak diyebilir miyiz?


Kesinlikle. Bir kaybı, bir ağaç dalının bir kökünün kuruması gibi düşünelim. Kökteki kurumayla kişinin içinde yaşadığı boşluk duygusu, arzu ve ihtiyaçlarıla temas etmek için en etkin yoldur. Çünkü kayıp anında kişi yas yaşayacağı için, hareketsizleşir. Onu tek ayağa kaldıracak şey ise, en derin arzu ve ihtiyaçlarıdır. Bu anlamda kurumuş kök yerine, ağaç yaşamak için yeni bir kökten yeni filizler verir. Kayıplar da içimizde yeni doğana fırsat ver diyebiliriz.

Bir psikolog olarak Türk kadınının arzu ve ihtiyaçlarına sahip çıktığını düşünüyor musunuz?

Türk kadının arzu ve ihtiyaçlarıyla temas ettiğini düşünmüyorum. Buna genç nesli de dahil ediyorum. Kadının üzerinde toplumsal normların etkisi hala çok büyük. Toplumuzda kadının anneliği ve eşliğine yönelik sorumlulukları yüceltilirken, kadınlığı önemsizleştiriliyor. Bu değerlere sahip annelerin çocuklarını farklı yetiştirmesi nasıl beklenebilir ki! Bu anlamda genç nesil de bundan nasibini alıyor. Genç nesil benim için çok önemli. Genç kızlar, ailelerin onlara yüklediği değerlelerle, kendi değerlerini ayrıştırmayı öğrenmeliler. Oysa, yaşları gereği bunu yapmakta henüz zorlanıyorlar. Örneğin okul, hayat, başarı, ilişkiye yönelik ailenin ona verdiği çerçeveyi, kendi duygu, istek ve ihtiyaçlarıyla temas etmeden doğru olarak kabul ediyorlar. Yaşadıkları bu çerçeveye uymayınca da kendini güçsüz ve değersiz hissediyor. Oysa ki önemli olan, “Ben ne istiyorum? Neyi yapabilirim? Neyi yapamam? Neyde zorlanıyorum?” gibi sorulara dürüstçe cevap verip, bu sorulara verilen cevapların sorumluluğunu almayı becerebilmek. Tek yapabilecek olan da bu zaten. Bu sorumlulukları aldığında, yaşayacağı başarısızlık ve hayal kırıklıkları uzun vadede kadın olma yolculuğunda emin olsunlar ki onlara güç olarak geri dönecek. Çünkü deneyimlerimizden öğrendiklerimiz bizi hayata karşı dik tutar.



Genç nesil de şunu görüyorum ben. İlişki önceliklerini alıyor. Evlenmeyi istiyorlar. Yaşanan hayal kırıklıkları var.

Her kadın bu dönemlerden geçer. Oysa bu bir illüzyondur. Dışarıda bir şeye odaklandığımızda, kendimizle teması kaybederiz. Bir genç ve genç kadının ileride sağlıklı bir ilişkiyi yaratması kendi kişisel gelişimine odaklanmasından geçer. Kendini sınırlarını ne kadar bilirsen, kendi arzu ve ihtyaçlarınla ne kadar temasın olursa, karşındaki kişide neleri isteyip istemediğini ne kadar fark edersen hayatına o kadar doğru insanları çekme olasılığın artar. O yüzden genç kız ve genç kadınlar yaşadığı her türlü ilişkiye kendi merkezi üzerinde nasıl bir etki yaratıyor diye bakmalıllar. Kim ve hangi insanlar bu merkezi güçlendiriyorsa, o insan ve durumlar hayatlarında olmalı. Kim ve hangi durumlar merkezlerini güçsüzleştiriyorsa, o durum ve insanlarla aralarına bir sınır çekmeyi öğrenmeliler. Kimse kendi omurgasından güç almadan, hayata karşı dik bir duruş sergileyemez. Bu anlamda Kedra’nın güçlü, özgüvenli bir kadın olma yolculuğunda dönüp dönüp okunacak, sağlıklı ilişkileri geliştirmek için genç kadının farkındalık yolculuğunu başlatan, bir başucu kitabı olduğunu söyleyebilirim. Bu sadece benim fikrim değil, gelen geri bildirimlerden de çıkardığım bir sonuç.

KEDRA'yı benzerlerinden ayıran en önemli fark nedir?

KEDRA, spritüel bir yaklaşım ortaya konularak ve bu yaklaşımın bilim ile desteklediği bir roman. Arafın mührünü açıyor. İnsanın içindeki hiçbir şeyle dolmayan "boşluk" duygusunun arka alanını bir harita gibi verip, okura bir yol haritası sunuyor. Okurun aynadaki karanlık görüntüsüyle karşılaşıp kendiyle barışma yolunda okura bir terapist olarak eşlik ediyor. Kedra’yı okuyan bir daha dünyaya aynı bakamayacak.

Ayrıca yazış tekniği olarak tarzında bir ilk olduğunu düşünüyorum. Okuyan herkes güçlü bir kurguda, edebi bir tad bulacak. Karakterle birlikte büyülü bir dünyaya dahil olup, bir insanın hayatta tekrar eden bir şekilde aynı şeyleri yaşamasının görünmeyen yüzünü, bu oyunları oynamaya neden ihtiyaç duyduğunu, yaradılışını ortaya koymak için kendine sorması gereken soruları, düşünme hatalarını hepsi bir harita gibi gözünün önüne açılacak.

Kedra ile nasıl tepkiler aldınız?

Benim gibi ilk kitabını çıkaran bir yazar için, Kedra çok çabuk büyüme yolculuğuna başladı. Dört günde ikinci baskıya girdik. Sosyal medya üzerinden bana ulaşanlar kitabın ellerine aldıklarında güzel bir enerji aldıklarını söylüyorlar. Rüyasında Kedra’yı görüp ertesi gün kitabı almak isteyenler var. Kitabın arka sayfasındaki kişiye özel mesajlar, okurların hayatlarıyla paralellik gösteriyor ve şaşırıyorlar. Ben Kedra’nın tılsımına en baştan bu yana inandım, okurum da bu yönde bana mesajlar veriyor. Ve ben süreçte Kedra’nın büyük kitlelere ulaşacağına yürekten inanıyorum.

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>