>

DEKORASYON

Mahallenin kabadayısı eskiden bendim

Kaliteli haber dergisi Tempo'da bu hafta Yılmaz Erdoğan'la yapılan röportaj yayınlandı. Ve çarpıcı açıklamalar biribiri ardı ardına geldi.
 
   
 
 
     
Yılmaz Erdoğan:
''Mahallenin kabadayısı eskiden bendim. Sonra Tayyip Abi geldi ve daha ağır bir yerden girerek mahallenin başına geçti. Cumhuriyetin 80. yılında şunu konuşmamız gerekir. Burası nasıl bir ülke olacak? Hiç kimsenin türban takmadığı bir ülke mi? Mümkün değil. AKP'li milletvekillerinin eşlerinin çağrılmamasını büyük kabalık olarak görüyorum. Bu gerginliğe son vermeliyiz. Bırakın isteyen istediğini taksın. Bir şekilde kurtulmalıyız. Türbanı tartıştığımız kadar turizmi tartışsak dünyanın parasını kazanmıştık.''

O kadar çok soru sorulmuş yaratıcı bir adama, röportaj yapmak için gelindiğinde yaratıcı, içe sinen bir röportaj yapmak gibi kasan bir durum içindeyiz.

Sana söyleyeyim, nicedir güzel bir röportaj yapmadım yani. Şu anki ruh haliniz nasıl?

Gayet iyiyim. Röportaj kötü olursa adam koftiydi diyemezsin yani. Şimdiki filmin kaba kurgusunu bitirdim, 120 dakika falan oldu, onu 110'a indireceğim ve bitecek. Ondan sonra Almanya'ya götüreceğiz. Almanya'da laboratuar işlemleri falan var. Macera işte.

Filmi paylaşır mısınız biraz? Yayınlanmadan söylemem dediniz bugüne kadar ama belki biraz tüyo verirsiniz. 'Vizontele-Tuuba'da bizi ne bekliyor?

Vizontele'de bu sefer çok başka bir dönem var. Aslında hep şöyle ele almaya çalıştım yazarken de, çekerken de: Devam filmlerinin iki türlü etkisi var. Bir tanesi çok pozitif. 'Haa böyleydi' dedirten, ilk seyredeni de şaşırtan. Bir de bunu salmışlar, ilkinde de bu vardı şimdi de var dedirten. Bu tip tuzaklardan kaçmaya çalışarak, bambaşka bağımsız bir film yapmaya çalıştım. Asıl amaç da birinciyi hiç seyretmeyen için de eksiklik duygusu olmasın meselesiydi. Birkaç denek üzerinde de çalıştık, fena değil. Daha öncekini de seyretmeyen denek bulmak zor biliyorsun. Ama bulduk, yurtdışından falan getirttik.

Onların düşüncesi nedir?

Onlar da birinciyi merak ediyorlar böyle olunca.

O zaman devam durumu söz konusu mu oluyor? Yani iyi bir şey mi bu şimdi?

Aslında birinci bunun devamı. Aklımız karışmasın şimdi. Normalde

Vizontele 3 tane mi olacaktı? Hani sizin kendi hayatınızı anlatan bir yönü de var değil mi?

Ben Yılmaz Erdoğan'ı, Yılmaz Doğan yaptım. Gerçek hayatla da film arasında o kadarcık bir bağ var. O bana uydurma, olmayan hikayeleri anlatma, olanları çarpıtma gibi bizim mesleğin hilelerini yapma şansı veriyor. Dolayısıyla bu Yılmaz Doğan'ın hayatı. Ama Yılmaz Doğan'ın hayatı da Yılmaz Erdoğan'ın hayatından çıkan bir hayat. Zaten kendi lisemde çekecek kadar da ileri gittik. Nerdeyse belgesele dönüşecekti.

Filmle ilgili biraz ayrıntı alabilir miyiz?

Hikayeden şimdi söz edemem ki. Nasıl söz edeyim? Seyir lezzetini azaltmasın diye böyle ama. Yoksa bizim 'aman sonunu kimse bilmesin' gibi derdimiz yok. Ayrıca üç ayrı final de çekmedik. Bir tane final çektik.

Taşlar Asmalı Konak'a anlaşılan. Ne diyorsunuz Asmalı Konak için?

Bu cevaplarımdan hoşlanmayabilirsiniz, çok politik de bulabilirsiniz. Ben bir film yapmanın ne kadar bir ıstırap olduğunu şu anda yaparak bilen birisiyim. Yıllardır da işimiz bu. Ben filmi yapanların yanında durarak filmi seyrederim. Ama açıkçası keşke üzerinde biraz daha düşünselerdi dedim. Keşke biraz daha tartışsalardı senaryosunu da rejisini de.

Senaryosunu mu çok eleştiriyorsunuz?

Ben şimdi oturup filmi eleştirmek istemiyorum. Sahtekarlık da yapmaya gerek yok. Bizde öyle bir şey ki, bu konu antipatik olmadan bundan çıkmak lazım. Film birinci gün rekorunu kırdı, pek çok arkadaş beni aradılar. O sırada benim bir şey söylemem için bir gerekçe de yok. Çünkü ayrıca yarışın daha başında ilk 100 metrede hızlı koşmuşlar, daha yarış bitmedi. Totalde de geçerlerse zaten herkesten önce ben gider tebrik ederim. Kimse bana daha önce böyle bir şey yapmadı ama ben yaparım. Zannedildiği şekilde gergin, zannedildiği şekilde birbirinden hoşlanmayan insanların savaşı değil. En azından bizim açımızdan öyle değil. Ben istiyorum ki birisi 9 milyon seyirciyi görsün. Ki ondan sonraki filmde ben de 9 milyonluk bir pastaya hitap edebileyim.

Peki ilk günde gelen büyük gişe hasılatı, Asmalı Konak'ın iyi bir sinema filmi olduğunun göstergesi mi?

Asmalı Konak bir sinema hadisesi değil, bir sinema, medya, televizyon karışık bir mesele. Sadece bir film olarak ele alınamaz. Bir amansız yarış var, biz de birinciliği hemen buyurun diyecek bir ekip de değiliz doğrusu. Bu da işin eğlenceli tarafı. Bizi geçmeleri için çok koşmaları lazım. Bakacağız. Kaldı ki bizden kastım eski filmimizden bahsediyorum. Onun rekorunu kırmasını istediğimiz film şimdi yaptığımız film. Biz 2 Şubat'ta başladık, 19 Şubat'ta Türkiye tarihinin en büyük krizi oldu. Olmasaydı rakam ne olurdu ben de merak ediyorum. Ona rağmen 3.5 milyon insan; herkesin cebindeki kuruşu sayıp yeniden değerlendirdiği bir dönemde sinemaya bu kadar para verdiler. Bunun da bir tek sebebi vardır, bu işlerde filmden önce sen ne kadar promosyon yaparsan yap, seyreden seyircinin söylediğidir aslolan. Eğer aynı şeyi söylerlerse bu filmin rekorunu rahatlıkla kırar. Bu işte promosyon kısmı çok önemli. Medyayı kullanmak mesela. Evet bunlar artistik hareketler.

Vizontele-Tuuba'da ticari kaygı güdüyor musunuz?

Eğer ticari film yapsaydım ben ya da sinema üzerinden ticaret kaygım olsaydı, zaten Vizontele gibi pahalı, Vizontele gibi kendini zora sokan, sanatsal uçları çok yoğun olan bir hikayenin peşinden gitmezdim daha birincide. Zaten de ismi lazım değil bu sektörle ilgili bir vatandaşa gösterdik. Hikayeden bahsettim, dedi ki "Bu anlattığın hikaye çok güzel festival filmi olur ama iş yapmaz." Daha filmi yapmamıştık. "Sen Mükremin filmi yapsana salak mısın?" dedi. İkincisi biz 'Vizontele'den para kazanmadık. Çünkü kriz oldu. 250 bin dolar kazandık. Her yerde söyledim bunu. Eğer 19 Şubat'tan önce biz bu filmi bitirseydik aslında 750 bin dolardı. Çok şanssız bir döneme geldik. Biz o zaman rekor kırmasaydık batacaktık. Eğer ben bir rekor daha kırarsam katiyen para kazanmak istiyorum tabii ki. Bu benim hakkım. 3.5 milyon kişi sinemaya giderse bu yaklaşık 17 milyon dolarlık bir box office demektir. Eğer bunun içinden size para vermiyorlarsa bu ülkede mutlaka tuhaf bir şeyler oluyor demektir.

Mükremin'le mündemiç olmuş bir haliniz vardı. Ama televizyondan çekildiniz. Sinema daha fazla başarı getirdiği için mi?

Ben 36 yaşındayım. Televizyon öyle değişik bir alettir ki, çok iyi kullanmanız lazım. Bir bakarsınız ki o seni çok iyi kullanmaya başlıyor. Çok tehlikeli bir şey. Bazen ütü kadar değersizdir, bazen de sinema kadar değerli olabilir. Daha çok telefona benzer. Boş laf da çoktur, kayda değer laf da vardır. Ama bu oranı siz tahmin edin artık. Sonuçta her bedava işin değersiz bir durumu da vardır. Ama ben çok ciddiye alırdım. Ne kadar çok şey borçlu olduğumu katiyen unutmadım. Yalnız ben diyorum ki, bu saatten sonra bizden birileri Batı taraflarında bir ses getirecekse onun adaylarından bir tanesinin ben olduğunu düşünüyorum. Enerjimi buna harcamak istiyorum. Bunun da yolu sinema. Vizontele ile umut verici şeyler başladı. Ecnebiler de sevdiler sempatik buldular filmi. İkinci filmde yönetmen olarak da tavrımı çok net koydum. Bunun sonuçlarını da merak ediyorum doğrusu.

Bu ülkeye bir mahalle gözüyle bakarsak, bu mahallenin delisi desek size. Ne dersiniz?

Benim tabii ki öyle bir yanım var. Ben mizahçıyım. Bir deli için bazen çok aklı başında laflar ediyorum. Bir aklı başında kişi için fazla delilikler yapıyorum. Benim pozisyonum bu. Şimdi mahallenin eskiden ben kabadayısıydım. Sonra Tayyip Abi geldi ve daha ağır bir yerden girerek mahallenin başına geçti. İlginç bir mahalle. Dün gece tartışırken, yarın röportajım var bunu artık söyleyeceğim, dedim. Çünkü şu Cumhurbaşkanlığı meselesi ve AKP'li milletvekillerinin eşlerinin çağrılmamasını büyük bir kabalık olarak görüyorum. Bu gerginliğe bir son vermemiz gerekir. Bırakınız isteyen istediğini taksın. Deliler herkesle eşit seviyededir. Ben Türkiye'de he
Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>