>

DİĞER HABERLER

Nerde o Eski Aşklar?

"Pek duygusalım bu aralar yine! Ama bu bahar, içimi her bahar olduğu gibi kıpırdatmıyor." Deli Fişek'in yeni yazısını okumak için tıklayın...
 
   
 
 
     
Pek duygusalım bu aralar yine! Ama bu bahar, içimi her bahar olduğu gibi kıpırdatmıyor. Biraz buruk, biraz kızgın ve kırgın ve de çok yorgunum. Yaşlandıkça hayata karşı artan direncim de beni yormaya başladı iyiden iyiye. Neyse bu bahar yazımda, bahar yorgunluğundan değil insanın içini kıpırdatan aşklardan söz edeceğim. Ama bu sefer aşk benim değil. Zaten bu anlatacağım hikayeden sonra aşk zannettiğim duygularımı bir kez daha gözden geçirmeye karar verdim. Çünkü, sabun köpüğü gibi uçucu, hızla geçip giden, dikkatsizce harcanan ilişkiler yaşıyoruz. Zamana yatırıp gelişmesine fırsat vermek yerine, daldan dala konmayı marifet sayıyoruz.
Aslına bakarsanız çok uzun zaman evvel kimsenin aşkına gıpta etmeme kararı almıştım...

Bu haftasonunu evde bezerek geçirmek yerine, vicdanımı rahatlatmak amacıyla karşıya "hac ziyaretinde" bulunmaya karar verdim. Annemler gökte güneşi gördükleri saniye arkalarına bile bakmadan Bodrum’a attılar kendilerini. Ben de bu sayede haftasonlarımı huzur içinde evde bezerek ve hatta bakkal ihtiyaçlarımı bile sepet sarkıtmak suretiyle gidererek geçirmeye başladım. Ama vicdan bu, rahat bırakmıyor insanı şu rahat koltukta bile. Alttan iğneyi batırıp duruyor "tamam annenler yok ama, ya babaanne ve halalar ne olacak?" Ben de vicdanımın sesine kulak verip attım kendimi cumartesi erkenden sokaklara. Önce benim için baharın gelişini asıl müjdeleyen olay olan, İstanbul Film Festivali rezervasyon formumu gayet ön sıralarda vermeyi başardıktan sonra geçtim karşıya, çaldım babaannemin kapısını. Epey olmuş görüşmeyeli, önce gözlerine inanamadı sonra da bana sarılırken gözleri doldu ve çok su’lu olmasa bile biraz duygusal anlar yaşandı. Yine kızdım kendime daha sık gitmediğim için.

Biraz havadan sudan, işten hayattan konuştuktan sonra, bana dün gece dedemden gelen mektupları bulduğunu söyledi sesi titreyerek. "Allah!!" dedim içimden. Dedemi yıllar evvel kaybettik. Halihazırda aileden yadigar kalan bir çöpü bile atamayan ben, dedeme olan ekstra bağlılığımın bir nişanı olarak, yaşadığı sürece sadece ona ait olan artık çatlamış, külüstür çay tabağını bile saklamıştım. Bu tarz duygusal bir şahıs olarak ben, eski mektuplar açıldığında neye uğrayacağımı hemen tahmin etmiştim. Babaannem zorlukla içeri gidip, içinde mektuplar bulunan, yıllar evvel Amerika’dan hediye gelmiş kırmızı çok şık bir çantayı getirdiğinde zaten gözlerim dolmuş ve yüzümde ağlamaklı bir ifade çoktan belirmişti bile! Çantanın eski kokusu bile heyecan vericiydi. Heyecanla beklemeye başladım içinden fışkıracak duyguları! Babaannem bir tanesini ayırmıştı. Önce onu çıkardı. Hemen söyleyeyim...Bu mektuplar 1962 yılında Yassıada’dan sonra Kayseri’ye sevk edilen bir Demokrat Partili tutsak milletvekilinin mektuplarıydı. Sararmış kağıtta eski Türkçe yazılmış bu mektupları tabii ki babaannemin sesinden dinlemek daha bir duygusallaştırdı ortamı.

Kağıdın sağında yeşil kalemle yazılmış kısacık birkaç kelime gördüm. Tarih zannettim. Hemen onu sordum. Babaannem "bekle, onunla ilgili de yazmış" dedi.

Yüzümdeki tuhaf ve acıklı gülümseme biraz daha derinleşti. Okumaya başladı... "Benim canım sevgilim...." Evet yeşil kelimeler bunu söylüyordu. Hiç kesmedim ve dinlemeye devam ettim. Dedem, babaannemin hitabı ile başlamıştı mektuba. Çünkü babaannem, dedeme yazmaya başladığı ve fakat yarım kalan bu mektubu, yanlışlıkla cezaevine gönderdiği gazete, dergi vs.nin arasında sıkıştırmıştı. Dedem de aslında kendisine hitabeden bu başlangıcın altına kendi duygularını yazmaya devam etmişti. O ne özlem, o ne sevgi, o nasıl duygulardı öyle! Babaannemin elleri okurken iyice titremeye başladı, ben de gözyaşlarımı hiç saklamadan ağlamanın tuhaf bir şekilde tadını çıkardım. Gözyaşlarım ya karşımda artık tek taraflı yaşanmaya devam etmek zorunda kalan bu dev gibi aşk içindi, ya da belki, yarım yamalak yaşadığım aşklar, belki de dolu dolu yaşanabilecekken zalimce nokta koyduğum ilişkiler içindi. Bu satırların yazıldığı 1962 yılı, evliliklerinin 24. yılı olmasına rağmen aşkları hala ilk günkü kadar büyük, sevgileri ise çok derin ve gerçekti. Araya giren tutsaklık yılları da aşklarından ve sevgilerinden hiçbirşey eksiltmemişti. Bir iki mendili gözyaşlarımla doldurduktan sonra, bu mektupları daha sonra bana vermesi için babaanneme yalvardım ve içimden bir daha arayı bu kadar açmayacağıma söz vererek oradan ayrıldım.

Gerçek aşklara ulaşabilmek dileği ile...

delifisek@cosmoturk.com


Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>