>

DİĞER HABERLER

Yün Patikler

"Şu günlerde çok sık düşünüyorum onu..." Yasemin Uludoğan'ın yeni yazısını okumak için tıklayın...
 
   
 
 
     
(Bazen bazı şeyleri göz ardı ediyoruz, bunu bilerek yaptığımız oluyor. Ben de zaman zaman bunun farkına varıyorum. İşte bu durumlar için tanrının karşımıza çıkardığı “checkpoint”ler yani “işaret noktaları” var. Onlardan bir de bu aşağıdaki yazının kahramanı. Feriköy Dormen Tiyatrosu’nun oralara yolunuz düşerse bir öğleden sonra, karşı kaldırıma bir bakın, belki onu görebilirsiniz...)


YÜN PATİKLER


Şu günlerde çok sık düşünüyorum onu...

Geçen yılbaşı yazımda bir cümle ile bahsetmiştim ondan

Birkaç haftadır onu bir türlü kiracı bulamayan dükkanın yüksekçe basamağı üzerinde görüyorum.

Öğlene doğru geliyor.

Basamağın üzerine rengarenk patikleri, bereleri, bebek hırkalarını güzelce diziyor sonra kendi yarattığı o küçücük tezgahın yanına, basamağa oturup başlıyor örmeye.

Masmavi gözleri yılların yorgunluğunu yansıtan bir çift büyülü ayna gibi; nereden baksan yetmiş, seksen yıllık bir yorgunluk bu.

Elleri de en az gözleri kadar yorgun. Ama o eller de gözlerin yorgunluğunu unutmak zorundaymışçasına durmadan örüyor da örüyor... Her gün belki de her gece...

Şöyle bir dikkat ettim de, galiba en çok lilayı ve maviyi seviyor. Bu iki rengi bolca kullanmış el emeği göz nuru örgülerinde.

Sonunda dayanamadım aldım o güzel patiklerden. O gün fiyatını sorduğumda ortalama bir kafede içebileceğim bir fincan cappuccino’nun fiyatından daha ucuz bir fiyat cevabı aldım.

İlk seferde dört tane aldığımı görünce o kocaman, yorgun, mavi gözler nasıl bir ışık yaydı ki, hala yansımasının saklayabildiğim kadarını gözlerimin sağ arka köşesinde tutuyorum.

Parayı uzatırken: “Havalar da pek bir soğudu” dedi.

“Ya teyze, çok soğudu” dedim

Nutkum tutuldu. En son “Hayırlı işler” den başka söz çıkamadı ağzımdan.

Utandım.

Cep telefonu denen merete her ay ödediğim faturayı düşününce kendimden utandım. Ayakkabılara, nemlendirici kremlere verdiğimiz paraları...Offf...

Düşündüm.

Kim bilir nasıl bir hayat yaşadı, ne istedi, ne gerçekleşti, hangi büyü bozuldu, nerede doğdu, var mı çoluğu çocuğu?

Bunları ona sormaya korkuyorum.

Nedenini bilmiyorum.

Onu her gördüğümde birkaç parça alsam da vicdanım rahatlamıyor. Rahatlayamıyor.

Nedenini bilemiyorum.

Belki nedeni yirmi altı yıllık hayatımda saçma sapan şeylere üzülmüş olmam, üzmüş olmam, belki de bazı şeylerin kıymetini bilememem...

Genç yaşta mücadele gücünü kaybeden, ya da otuzlarının (!) başında bile hala kıymet bilmeyi öğrenemeyen insanları tanıdıkça deli oluyorum.

Avazım çıktığı kadar bağırasım geliyor.

Ama yapamıyorum.

Onun yerine gidip el örgüsü patik alıyorum.

Vicdanım rahatlamıyor. Asla da rahatlamayacak biliyorum.

O hayatının sonbaharında, belki de uzatmalarda, (tanrı ona daha uzun ömür ve sıhhat versin) ama hala hayatla olan mücadelesinde dimdik ayakta duruyor onca yaşına rağmen. Silahı da bir çift şiş ve birkaç yumak.

Hepimizin silahları var. Ama çoğumuz bunun farkında bile değiliz.

Nelere sahip olduğumuzu düşünmenin zamanı bence şu an. Ne kadar şanslı olduğumuzun da...

Ben artık patik giyiyorum.

Ve o patikleri her giydiğimde de tanrıya bana verdiklerinden ötürü teşekkür ediyorum.

Yasemin Uludoğan
yaseminabla@hotmail.com
Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>