>

KÖŞE YAZILARI | NİLHAN FİDAN

Göbeklendim

“Ege kıyılarında rahatlamanın, iyice salıp hiç sallamamanın zamanı...” Nilhan Fidan`ın yeni yazısı...
 
   
 
 
     

Göbeklendim

Yunanistan’da en büyük problemim dil oldu. Metro duraklarını ezberledim ama bir tek şu Yunan alfabesini çözemedim. Okuma yazmayı yıllar önce çabucacık sökebilmiş olan ben, nedense bu gizemli harfleri öğrenmekte çok zorlandım. Yunanca öğrendim mi, tabii ki hayır. Ben ki kendimi dil konusunda başarılı bilirim, sanırım artık yaşlandım, öğrenme – kavrama – kapma seviyem düşmüş. Ancak “yasu” (merhaba), “kalimera” (günaydın), “kalispera” (iyi akşamlar), “efharisto” (teşekkürler), “endaxi” (tamam) ve “yamas” (şerefe) demeyi öğrendim o kadar. Bir de birkaç küfür var ama onları söylemek istemiyorum şimdi. Havaalanında, metroda ve resepsiyonda sürekli duymaya alıştığım ve kendime tekrarlamaktan en çok hoşlandığım kelime de “parakalo”, yani “lütfen”. Öyle ki bazen dilime takılıyor, “parakalo, parakalo” diyip duruyorum.

Şunu anladım ki, Atinalılar, stresli şehir yaşamına biraz rahatlık ve siesta katabilmiş insanlar. Bir rahatlık var ki üzerlerinde sormayın. Bizdeki koşuşturma gibi değil sabah telaşları. Geyik yapıyor, müşteriyi unutuyorlar yeri geldiğinde. Suratsız, müşteri memnuniyeti gözetmeyen garsonları ve dükkân sahipleri de bol üstelik. Bistroda önceden arayıp sipariş verdiğim yemeğin bir türlü gelmemesini, üstüne bir de azarlanmak pahasına, dakikalarca beklememi nasıl unuturum… Minimum bekleme süresinin en az kırk dakika olmasını, otelde saat yedide başlaması gereken kahvaltının yedi buçuktan önce hazır olmamasını...

Bu rahatlık içinde ben de iyice gevşedim, saldım sanırım. Atina bana boyu boyuma, huyu huyuma bir Niko vermedi belki; ama minicik şipşirin bir göbeğim oldu. Gün boyu düzensiz beslenmek yetmezmiş gibi, gece yarısına doğru gidilen uzun akşam yemeklerinin, bol bol tüketilen kızartma, sandviç, çikolata, tatlı ve her türlü hamur işinin doğal sonucu elbette. Ama dert ediyor muyum… Hayır, tabii ki. Alırım da veririm de, kilo benim değil mi… Hem zaten anneciğim de iki üç kilo al, çok zayıfladın demiyor muydu?

Ahh, ahh, neydi o ilk gençlik yıllarında bir deri bir kemik olmak için girilen diyetler... Boyunla kilon arasında ne kadar fark varsa o kadar fark atıyorsun sanki güzellikte. Hele de sevdiğin erkek öyle istiyor diye bu diyetlere girmek… Ne mutlu bana ki büyümüşüm, geçmişim oralardan, kurtulmuşum bu garip tasalardan. Şimdi ben ve ben, mutlu mesut yaşayıp gidiyoruz Ege kıyılarında. Bir de minik göbeğimiz var işte, onu da sevgiyle büyütüyoruz.

Nilhan Fidan
fidannil@yahoo.com

 


NİLHAN FİDAN
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>