>

KÖŞE YAZILARI | ÖZÜM ARZIK

8 Mart`ın Ardından

Kadın olma, olamama, oldurtulamama sorunsalı... (Özüm Arzık)
 
   
 
 
     

Güzide ülkemde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün bile nasıl olsa elitist, ev kadını, türbanlı gibi kadın rollerine indirgenerek kutlanacağını, ya da en azından, tabii aslında kadınlık öyle pek de kutlanası, üzerinden derinine konuşulası bir mevzu olmadığından, en azından anılacağını zannediyorum. Zira, öyle kanıksamış durumdayız ki her kavramı alt modellerle ele almayı, kadınlık da bu eğilimden nasibini fersah fersah alacaktır hiç kuşkusuz.

Modeller, alt kimlikler deyince artık baş örtülü- baş örtüsüz (aman karıştırmayalım türbanlı değil!) ayrımı da yeni bir model olarak yer alacak hayatımızda. Hatta, 8 Mart’ta bu modellemenin ilk kez bu derece hayatımıza girip, bundan sonra da pek muhtemel çık(a)mayacak olmasını da kutlayabiliriz, türbanlı, baş örtülü(üniversitede kabul görecek tarzda bağlamak şartıyla) ve başörtüsüz (sizi de 8 Mart’ın hatırına aramıza alıyoruz, hele bir mini etek giyin okula, görün siz de mahalle baskısı neymiş!) kadınlar olarak.

Peki, bu modellemeler üzeriden konuştuk diyelim, hangimiz özgürüz, özgürsünüz? Türbanlı mı, memleketim insanı “ türbanı var ama makyaj yapmış, öpüşüyor, eline erkek eli değiyor, oldu mu şimdi” derken mi özgürsünüz? Başörtülüler, ya siz? Siz, yeni kanun maddelerince belirlenen “baş örtüsü çene altından bağlanır” tanımlarınca mı özgürsünüz? Alnınızdan çene altınıza kadar kaç santimetre olduğunuzla mı ölçümlenecek özgürlüğünüz? Ey başörtüsüz, türbansız (kafasında örtü olduğunda “farklı” sayılacak olan) bir kısım kadınlarımız! Sizin özgürlük alanınız neyle sınırlı? Yoksa siz “kandırılan” grup olmayasınız? Özgür gösterilen, özgür olduğu pohpohlanan ama yanında bir erkek olmadan İstiklal Caddesi’ne adım atamayan, içeri adım attığı yerlerde ise medyada gözükmeyen yılbaşı Taksim’i vak’alarının farklı versiyonlarına kurban giden kadınlarımız siz misiniz yoksa?

Size bekaretinizi kaybettiğiniz için filmlerde gördüğümüz üzere bir idam ipi verilmedi belki, ama size verilenin başka türlü bir ip olabileceğini düşündünüz mü hiç? Belki urgan gibi sert değil, belki bir anda sizi öldürmüyor öldürmesine de ince bir sicim gibi içten içe yavaş yavaş bitiyor olmasın içinizde kadınlığa dair, içten gelen, toplumca kabul gör(e) meyen ne varsa?

Kendi iplerimiz bizde mi acaba, yoksa birileri o ipleri çekiyor bize de o pandomimi yapmak mı düşüyor, ülkenin talihli olabilecekken bunca talihsizlik görmüş, üç tarafı denizlerle çevrili yarım ada vatanımda doyasıya güneşlenememiş, yeri gelmiş paparazziden kaçmış, yeri gelmiş güneşlenirken bikinisinin üzerine ailesi tarafından pareo serilmiş, yeri gelmiş örtülüler plajı bulmak zorunda kalmış kadınları olarak; kaç metrekare ile sınırlı bizim kadınlığımız?

Artık metrekareleri ne hükümet, ne YÖK eliyle artırmanın zamanı değildir. Bunu yapacak olan ve birbirimizi anlayıp birbirimizin özgürlük alanlarını genişletmeye çalışacak olan bizleriz. Kadın olabileceğimiz, kadın kokabileceğimiz, kadın konuşabileceğimiz günlere…. Hatta, ülkemin tüm kadınlarının Kadın Kokusu adlı filmdeki o unutulmaz tango sahnesindeki dansı sergileyebilecek kadar “cesur” (kime ve neye göreyse!) olabileceği günlere… İçimizden gelenleri yapıp yaşayabilmemiz, fikirlerimizi eyleme dökebilmemiz, hayatın, kadınlığın tadına varabilmemiz dileğiyle…


ÖZÜM ARZIK
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>