>

RÖPORTAJ

Dîdem Şahin:“Sochi’ nin Kıyılarına Değil Serin Sularında Yüzmeye Davet Ediyoruz”

Kış Olimpiyatlarına Rusya tarafından aday gösterilmesiyle birlikte Çerkeslerin de gündemine girdi.
 
   
 
 
     

2006 yılından beri özellikle diasporanın ana gündemi Soçi. Soçi Olimpiyatlarına karşı dünyanın bir çok ülkesinde organize olan Çerkes Aktivistler Soçi’nin gerçeklerini ve Çerkesler için önemini gündeme getirmeyi büyük ölçüde başardılar. Uluslararası basında yer almayı başaran özellikle No Sochi 2014 inisiyatifi aynı zamanda kalıcı çalışmalara da zemin hazırlıyor. İşte o kalıcı çalışmalardan bir tanesi de “No Sochi” belgeseli. Belgeselin Yönetmeni Didem Şahin ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide onun gözünden Soçi muhalefetini okumaya çalışırken, No Sochi’den, kendisine, filmin ana karakteri Aydan Çelik’ten, çevre felaketine ve Çerkesler’e kadar bir çok konuyu konuştuk…

Guşısp: ‘Berlinale Talent Campus’ organizasyonuna katılım sürecinde ‘Benim hayatta bir tek tutkum var: ‘İnsanı ve hayatın’ gercegini kesfetmek ve anlatmak, ki bu tutkudur beni film çekmeye yönelten. Film çekmek benim için kendi özüme ve varoluşuma ilişkin bir keşif ve heyecan, varım yoğum bu. ‘ diyorsunuz. No Sochi belgeselinizde bu ‘keşfin’ ve ‘heyecanın’ yansımaları var mı ?

Dîdem Şahin: Öncelikle ‘keşif’ tanımına açıklık getirmek gerek sanırım. Bu durumda ‘keşiften’ önce ‘arayış’tan bahsetmek gerekir. Hikaye anlatmak belgesel sinemacı olmamın bir sonucu değil, benim varoluşu anlamlandırma çabamın, üretime yansıyan biçimidir. İnsan’a, Hayat’a dair görünenin veya gösterilenin değil ‘Hakikat’in arayışında olma halidir. Kapitalizmin en vahşi, yara aldıkça daha da vahşileşen çaresizliği ile; savaşı, düşmanlığı, iktidar hırsını, bencilliği dayattığı, yarattığı dil ve hayat modeli ile bu dayatmaları özümsetip ‘erdem’ saydırttığı, fabrikasyon modelleri ‘İnsan’ diye yutturmaya çalıştığı, evime, toprağıma, cinsiyetime, kimliğime, inancıma müdahale ettiği varoluşun bütün alanlarına arsızca saldırdığı bir dönemde karşı duruşun, mücadelenin, yokluktan var etmenin, sevgi, barış, paylaşım, dostluk, vefa, vicdan yani ‘Güzel’ in yani ‘İnsan’ ın arayışında olma hali diyelim…İşte bu yolculukta ki her keşif sizi tümleyen yap bozun birer parçasıdır. İnsan’a, Hakikat’e yaklaştıkça orada kendinize, tabiata, evrene dair sır perdesi kalkar ve siz tüme, varlığınızın özüne ulaşırsınız.

Guşıps: No Sochi bu arayışın neresine düşer ?

Dîdem Şahin: Kadim Kafkasya’nın, Karadeniz kıyısındaki sürgün limanına düşer… Çocukluk anılarımda akordiyon sesi var, notalara basan tuşların ahenkli vuruşları… Sanırım beni o limana götüren bu ezgidir. Anneannemi, rengarenk çiçek desenli önlüğü belinde, oklavayla hamur açarken hatırlıyorum; Ocakta kuzu eti haşlanıyor, ben minik ellerimle sarımsak soyuyorum… Salonda açık olan televizyondan bir ezgi mutfağa sokuluyor…. Anneannem oklavayı bırakıp salona gidiyor, ben de arkasından… Televizyon’ da Kafkas Halk Dansları topluluğu gösteri yapıyor. Otantik kıyafetler içinde genç kızlar parmak uçlarında periler gibi süzülüyor, erkekler uzun deri çizmeleri, belinde kamalarıyla hünerde yarışıyor. Anneannem unlu elleri kucağında, neşeyle ‘bak diyor, Çerkes onlar. Biz de Çerkesiz, aslını asla unutma’ Gösteri bitiyor, işimizin başına dönüyoruz… Çerkes kadınların okordion çalması adettendir. Anneannem de çalar; kâh keyfinden kâh kederinden çeyizlik dantel gibi sarıp sakladığı Hohner marka akordiyonunu sandıktan çıkardı mı bana evde bayram olurdu. Anneannem, köyden gelin olup çıktığında, anılarının yanında, atalarının ezgilerini de beraberinde getirmişti. Bir de sessiz harf dizinininde tek sesli harfi ‘o’ymuş gibi duyduğum, gırtlaktan telafuz edilen ama Fransızca’yla hiç bir melodik yakınlığı olmayan ‘Anneannemin lisanı’ var… Anneannem köyde yaşayan kızkardeşine telefonda anlamadığım bir dilde neşeli, hüzünlü, hasret yüklü cümleler kurarken bana kelimelerin vurgusundan, duygusundan tahminler yürutüp, konuştuklarını anlıyormuşum gibi bilgiçlik taslamak düşerdi. Aradan yıllar geçti.. Annem, doğum yerim Almanya’ dan beni büyüteceği İstanbul’ a taşınırken valizinde Elvis Presley, Frank Sinatra plakları vardı, akordiyonlu ezgiler Anneannemle beraber Almanya’nın bir küçük şehrinde kalmıştı… Çerkeslere dair uzun yıllar tek bildiğim; Kendilerine has dilleri var, kadınları akordiyon çalar, hamur, et ve sarımsakla yapılan ‘Gınnış’ları dünyanın en lezzetli yemeğidir. No Sochi! belgeseli çocukluk anılarımın kıyısıdır bu anlamda

Guşıps: Soçi’de yaşananları filminizle nasıl anlattınız yada hikayeleştirdiniz ?

Dîdem Şahin: Kafkas – Rus savaşları yaklaşık 300 yıl aşamalarla süren bir savaş. Soçi ise Kafkasya’ da Rus İmparatorluğunun silah yoluyla işgal ettiği son toprak parçası. Soçi’ nin yerli halki Ubıhlar, ne var ki bu halkın neredeyse tamamı bu son direniş noktasında yok edildiler. Ruslar 1864 Mayısında Soçi’ yi ve Kbaada Vadisi’ ni kuşatıyorlar ve Kuban ırmağı ağzına kadar olan Karadeniz kıyısını işgal ediyorlar. Bu bölgede yasayan Çerkeslerin çoğunu öldürdüler, kalanını da Osmanlı topraklarına sürdüler. Sizinde yakinen bildiğiniz gibi bu gün Çerkeslerin çoğu geçmişte Osmanlı toprakları olan Anadolu, Ürdün, Suriye, Mısır ve Balkanlarda yaşıyor. Bu tarihi gerçeği Kafkas halklarının bugününe bakarak vermeye çalıştım. Türkiye, diasporada en fazla Çerkes’in yaşadığı ülke. Filmin ana karakteri Aydan Çelik’ in ailesi Kabardey. Aile sofrasında dedenin küçük torununa kendi dilinde sayı saymayı öğretmesi ve oğlu Aydan’ a sürgün geldikleri ülkede anadilinin yasak edildiğini anlatması bu anlamda önemlidir. Belgeselde Aydan Çelik ailesinin sürgün edildiği Kafkasya’ya gider. Bu yolculuk bahsini ettiğimiz tüm o sürgün coğrafyasını kapsıyor. Aydan bu yolculuk boyunca duygularını ve düşüncelerini bizimle ve izleyicilerle paylaştı. Belgeselde yer verdiğimiz İstanbul’daki eylem Çerkeslerin her yıl 21 Mayıs’ta bu soykırım ve sürgünün hesabını sormak için düzenledikleri eylemdir. Aynı tarihte Rus milliyetçileri “Kafkas Savaşı”nın sona erdiği bir fetih günü olarak Krasnaya Polyana’da kutlama yapıyorlar. Bilindiği gibi Olimpiyatlar’ın kayak merkezi de burası olacak.

Guşıps: Aslında bu filmle ve hikayesiyle şahsi bir bağınız da var ?

Didem Şahin: 2014 Kış Olimpiyatları’nın Soçi’de yapılacağının haberini ilk defa muhalif Çerkeslerin web sitesinde okudum. Aynı dönemde Anneannemin Sivas, Kangal’ daki köyüne gitmiştim ve bir sözlü tarih çalışması yapmıştım. Sürgün güzergâhını köyden yola çıkıp ilk çıkış noktasına kadar yaz boyunca katetmeyi, yazmayı ve kaydetmeyi planlıyordum. Oradaki çalışmalarım ve okumalarım 1864 Büyük Kafkas sürgünü ve Çerkes diasporasının oluşumu hakkında bilgilenmemi sağlamıştı ama Soçi’nin Olimpiyat’larla birlikte gündeme gelmesi bütün planlarımı değiştirdi. Biraz önce de dediğim gibi benim anne tarafım Çerkes. 1864 sürgünüyle bugün ki Çeçenistan’dan önce Trabzon’a gelmişler. Yıllarca farklı yerlerde yaşadıktan sonra en son Sivas’ın Yukarı höyük köyüne yerleşmişler. Bu köyün tamamı Çeçen. Yeni jenerasyon değil ama eskiler Çeçence konuşur, geleneklerine de bağlıdırlar.

Guşıps: Peki belgesel için nasıl hazırlandın, hangi kaynakları kullandın?

Dîdem Şahin: Soci Olimpiyatlarına muhalif olan Çerkeslerin bir oluşumu var No Sochi 2014, (http://nosochi2014.com/ ) ilk önce bu web sitesini inceledim. Bu oluşumun öncüleri ve Turkiye ayağı olan Kafkasya Forumu ile mail üzerinden iletişime geçtim. Kendileriyle Soçi Olimpiyatları’ na muhalif duruşları ve Soçi’ nin onlar için ne ifade ettiğini konuşmak istediğimi söyledim. Hemen yanıt geldi. Bir kaç gün sonra, İstanbul’ un metropol telaşına sırtımı dönmüş, 148 yıl öncesinin Soçi’ sinde Rus orduları tarafından abluka altına alınmış kadim Çerkeslerin hikayesini dinliyordum. Karşımda oturan Çerkes delikanlısı tüm enerjisi ile Kafkas – Rus çatışmasının tarihçesini özetlemiş, bütün kalbiyle, adını aldığı Kuban’ın suları kadar duru gözleriyle bakarak bana ‘Barışı, dostluğu temsil eden Olimpiyatlar Soçi’de yapılamaz. Atalarımızın kemikleri üzerinde kayak yapmalarına müsade edemeyiz’ diyordu. O dakika her ne pahasına olursa olsun bu belgeseli yapmaya karar verdim. Bu delikanlı nezninde tüm Dünya Çerkeslerin sesini duyacaktı. Belgeseli çektik ve Kuban Kural filmin hem önemli karakterlerinden biri hem de danışmanı oldu. Kuban karakteri benim için yeni jenerasyon Çerkeslerin temsiliydi ve filmde öyle yer aldı. Genç kuşak Çerkesler önceki kuşaklardan daha politikler ve kimliklerine sahip çıkıyorlar. Sembolik bir yarış olan Anti – Maskot yarışması ve Kuban’ in sunduğu ‘Marje’ adlı TV programı da bunun bir göstergesidir. Belgeselin ana karakteri Aydan Çelik’le tanışmamız ise tamamen Anti – Maskot yarışması vesilesiyle oldu. Belgeseli çekmeye karar vermiştim ama filmin dramatik yapısını oluşturacak öyküm, dolayısıyla ana karakterim yoktu. Forumun, Olimpiyatlar ve Soci’nin gerçek anlamını sembolize edecek Anti – Maskot Yarısması açmaya karar vermesi benim tam da aradığım şeydi. Hikayeyi bu yarışmayla oluşturmaya ve ana karakterin de bu yarışmaya katılan bir çizer olmasına karar verdim. Yarışmacının profesyonel olması yada yarışmayı kazanması önemli değildi hatta Çerkes bile olmayabilirdi, yeter ki filmin ana fikrini anlatmamıza olanak sağlayacak güçlü bir karakter olsun. Böylece bir taraftan çekim ekibimle yarışmanın süreçlerini kaydederken diğer taraftan Forumun izniyle yarışmaya başvuran adayların özgeçmişlerini okumaya başladım. Ve Tanrı Aydan’ı gönderdi :) Aydan Çelik’ in çizimleri profesyonel bir elden çıktığını hemen belli ediyordu. Yarışmalara katılmayı prensip olarak doğru bulmayan Aydan’ın bu etkinliğe katılmasının tek nedeni kendi aidiyetiyle ve Soçi gerceği karşısında bir şey yapılması gerektiğini düşünmesi nedeniyledir ki kendisi de bunu ifade eder. Aydan’ı tanıyan Çerkes bir kaç arkadaşım bana ‘aradığın karakter Aydan olabilir, mutlaka O’nunla tanışmalısın’ dedi. Önce hakkında araştırma yaptım, yazdıklarını okudum, çizimlerine baktım. Ve sevinçle fark ettim ki Aydan Çerkes bir çizer ama aynı zamanda ekoloji ile yakından ilgilenen bir aktivist, bisiklet sevdalısı. Bu çok önemliydi çünkü Soçi ‘de yaşanan sadece bir halkın trajedisi değil muhteşem bir tabiatın tahribatı, ekolojik bir trajediydi aynı zamanda. Filmin yönetmeni olarak beni zorlayan taraf ise bu iki ana damarı tek bir vucutta uyumlu bir şekilde bir araya getirmekti. Aydan Çelik bu anlamda tam da aradığım insandı. Kendisiyle tanışınca zaten aksi düşünülemezdi çünkü entellektüel birikimi olan ve bu birikimi ustaca damıtıp kendi muhalif ve derin anlam dünyasından, esprili bir şekilde sohbet ve sanat üreten bir insan Aydan Çelik. Aydan’la sohbetlerimizde anladım ki Adigelerin Kabardey boyuna mensup olan ailesi 1864 sürgünüyle Osmanlı topraklarına yerleştirilmişti ve Aydan o güne değin anayurduna hiç gitmemişti. Madem öyle o zaman Aydan’ ı Kafkasya’ ya biz götürelim dedik. Yarışma henüz sonuçlanmamıştı ama biz Soçi biletlerimizi almıştık. Kafkasya çekimleri 5 gün sürdü, bizim için zorlu bir süreçti. Çekim iznimiz yoktu, isteseydik alamazdık zaten. Dikkat çekmemek için Canon Mark II kullandık ve bir yerde çok fazla kalmamaya özen gösterdik. Uzun araba yolculukları yaptık çünkü çekim yaptığımız alan oldukça geniş bir bölgeydi. Krasnodar, Lazarevsk ve Soçi Adler bölgesini boydan boya gezdik. Bu güzergah aynı zamanda 1864 sürgün kıyılarını da kapsayan alandı. Sadece Soçi limanı değil Karadeniz’ in tüm kıyı bölgeleri Çerkeslerden arındırılmıştı. Yolculuğumuz bize planlamadığımız süprizler getirdi. Çerkeslerin düğününe tesadüf ettik örneğin. Aydan’ın düğün evinde ki soydaşlarıyla kendi dilinde değilde İngilizce iletişim kurması bence en etkileyici sahnelerden biridir. Aydan’ ın kendisi için ise derinde kalan bir yaranın acılması gibi.. o ince sızıyı ve toprağıyla, insanıyla ‘buluşma’sının keyfini yüzünden çok rahat okuyabilirsiniz. Biz o gün ve aksam geç saatlere kadar düğündeydik, ve çok ama çok mutluyduk.

Guşıps: Genel olarak film çekme yöntemin hakkında bilgi verir misin? Bu film özelinde neden böyle bir tarz seçtiniz ?

Dîdem Şahin: Genel olarak (observational documentary) gözleme dayalı belgesel türünü tercih etsem de aslında her öykü kendi tarzını yaratıyor, ben de buna uyuyorum. Bir önceki filmim ‘Benim Ali Sami Yen’im’ i uluslararası spor camiasında çok bilinen bir futbol statyumuna yıkım kararı çıkması üzerine yaptım. Belgesel, stadyumun tarihçesi üzerinden fubot & siyaset ilişkisini irdeliyordu. Burada ana karakter stadyumun kendisiydi. Belgeselin elementleri ise Ali Sami Yen stadyumuyla ilişkili olan insanlar, olaylar, arşivler ve yıkımdı. Ama ‘Beyrut’a gittiğimi anneme söylemeyin’ belgeselinin tarzı tamamen farklıdır. Bu belgesel 2006′da İsrail’in Lübnan saldırısında savaş bölgesine giden belgeselci kızın hikayesidir. Arşiv yoktur, tasarlanmış bir röportaj veya çekim mekanı yoktur. Tanıklık halinden müdahil olma hali vardır. Yani filmi çekme eylemi içindeki özne konumundayken filmi çekilen hikayenin bir parçasına dönmek. Filmi çeken yönetmen Didem’in, Beyrut’lu bir çocuğun çektiği, dışarıdan gelen filmci kız olması. No Sochi belgeselinde ise tek bir türden bahsedemeyiz. Filmin bir yürütücü karakteri var ve en az onun kadar güçlü yan karakterleri var. Bu karakterlerle ilgili tüm sahnelerde mümkün olduğunca gözlemci olmaya gayret ettik. Ama yönetmen inisiyatifi vardır. Ana karakterin Soçi’ye gitmesi bu insiyatiftir. Aydan’ ı sadece İstanbul’ da ofisinde çizim yapan bir çizer olarak bıraksaydık film bu kadar güçlü olmazdı. Aydan’ ın bakışından yani meselenin asıl muhatabından ve onun gözlerinden o coğrafya anlatılmalıydı. 1864 Çerkes sürgünü ve soykırım çok bilinen bir gerçeklik olmadığı için röportajlara yer vermek gerekiyordu. Harita kullanmayi tercih etmem ama bu belgeselde coğrafyanın tam olarak algılanması için yer verilmeliydi. Kurguda TV programı ‘Marje’nin içine yerleştirdik, böylece filmin genel anlatımı içinde sakil durmadı. Bu belgesel Al Jazeera Türk için çekildi ve onların önerisiyle Rus tarafınında konuyla ilgili yaklaşımını yansıtacak bir röportaj yaptık. Bence önemli bir röportajdır. Belgeselde özellikle Kafkas müziklerini kullandık. Çoğunlukla otantik versiyonlar olduğu gibi, modernize edilmiş bir Çecen çocuk şarkısı olan ‘Daymohk’u Kardeş Türkülerin sesi Feryal’ in güzelim yorumuyla filmde kullandık.

Guşıps: Film genel olarak Aydan Çelik’in gözüyle Soçi’ yi izliyor sanırım, öyle değil mi?

Dîdem Şahin: Evet, ama başka karakterlerde var ve tabi başka hikayeler. Kuban mesela. Kuban Kural’ ın annesi Soçi’ nin yerli halkı olan Ubıhlardan. Babası ise başka bir Çerkesya halkı olan Adige halkından. Kendisini Çerkes olarak tanımlıyor. Yaklaşık 10 yıldır Kafkasya Forumu üyesi. No Sochi 2014 inisiyatifi aktivistlerinden. 2006 yılından beri Soçi Muhalefeti ile ilgili her organizasyona katıldı. 2011 ve 2012 yıllarında 21 Mayıs Çerkes Soykırımı eylemlerinin koordinasyonunu yaptı. 149 yıl önce atalarının soykırıma uğradıkları coğrafyada şimdi soykırımı gerçekleştiren Rusya’nın olimpiyat yapacak olmasını atalarına ve tüm Çerkeslere hakaret olarak algılıyor. Ve buna başta Çerkesler ve Kafkasya Halkları olmak üzere vicdan sahibi herkesin karşı çıkması ve sesini yükseltmesi gerektiği düşünüyor. Benim Kuban’la tanışmam anlattığım gibi belgesel fikri üzerine oldu. Kafkasya Forumu’ nun temsilcisi olarak görüşmeye gelmişti ve ilk andan itibaren çok güzel bir ilişki kurduk. Filmi geniş bir zamanda çektim ve bu süreçte mümkün oldukça Kuban’la bir araya geldik, yazıştık. 21 Mayıs eylemi bu tanışıklığın aylarca sonrasıdır. Kuban’ın olüm tehtidi alması kanımı donduran bir olaydı, halen polis koruması altında yaşıyor.

Guşıps: Bu filmi yaparken en büyük hedefiniz neydi?

Dîdem Şahin: 2014 Kış Olimpiyatları Soçi’ yi gündeme getirdi. Rusya Soçi’ yi bir tatil cenneti ve sporun merkezi olarak lanse ediyor. Ama hiçbir şekilde buranın gerçeğinden, Çerkeslerden bahsetmiyor. Çerkes Soykırımını anlatan, ima eden hiç bir şeye müsade etmiyor. Rusya bütün Dünya’nın gözleri önünde Kafkas coğrafyasında suç işliyor. İnsan Hakları çalışanları, gazeteciler, aktivistler tehdit ediliyor hatta öldürülüyor. Belgeseldeki karakterlerden biri olan Suren Gazaryan çevreci bir aktivist, barışcıl eylemlerinden dolayı kriminal suçla yargılandı, bulunduğu bölgeden dışarı çıkması yasak. 2009 yılında öldürülen Natalia Estemirova’ nın , Dağıstan’da yayınlanan Çernovik gazetesinin kurucusu, insan hakları ihlalleri ve yolsuzluklar hakkındaki çalışmalarıyla tanınan Hacimurad Kamalov cinayetinin suçluları da cezalandırılmadı. Human Rights Watch’ un raporunda 2012’ de Rusya’ da, postsovyet dönemi sonrası sivil topluma yönelik baskıların en ciddi boyutlara ulaştığı ifade ediliyor. Bütün bunlar birbiriyle bağlantılı. Soçi Kış Olimpiyatları Rusya’nın imaj yenileme çabasıdır, kanlı ellerini Soçi’ nin karlarıyla temizlemeye çalışıyor. Benim tek amacım bu gerçeği göstermek.

Guşıps: Soci olimpiyatları yaklaşmaktayken filmin ve kampanyaların etkisi neler olabilir?

Dîdem Şahin: Elbette bu saatten sonra Olimpiyatların durdurulması mümkün değil. No Sochi Muhalefeti de bu sebepten mücadelesini ‘kNOw Sochi’ sloganıyla devam ettiriyor. Yani, Soçi’ yi biliyor musunuz? Film bu anlamda Çerkeslerin çığlığının dünya tarafından duyulmasına vesile olacak. Bununla birlikte, Çerkesler açısından kimliklerinin farkına varma, sahip çıkma süreçlerine de hizmet edecegini düşünüyorum. 149 yıl önce tarih sahnesinden Rusya tarafından silindiği varsayılan bir halkın tarih sahnesine tekrar çıkışının görselidir “No Sochi” Belgeseli. Olimpiyat köyünün inşaasında sebep olunan çevre felaketinin boyutlarını gözler önüne sereceği için insana değer vermeyen bir devletin doğaya verdiği zararında görselini sunacağına inanıyorum.

Guşıps: No Sochi herhangi bir yerde gösterildi mi peki şimdiye kadar, yada gösterilecek mi?

Dîdem Şahin: Belgeselimiz ilk olarak Uluslararası Al Jazeera Belgesel Film Festivali’nde yarışma finalisti olarak gösterildi. Daha sonra Al Jazeera World Televizyonunda yayınlandı. Türkiye’de henüz sadece 19 Mayıs Üniversitesi’nde ‘Kafkasya Belgeselleri’ kapsamında gösterildi. 14 Aralık’ta Ankara Çerkes Derneği’nin misafiriyiz. 21 Aralık Cumartesi Bursa Uludağ Üniversitesinde bir gösterim daha olacak. Sadece Türkiye’de değil Avrupa ve Amerika’da da özel gösterimler için çalışmalar yapılıyor. Sanırım 19 Ocak’ta Hamburg’da bir gösterim olacak. Ayrıca Londra ve New Jersey’ de de gösterilecek film. Özellikle Soçi Kış Olimpiyatları’nın yapılacağı Şubat ayına kadar ve sonrasında Türkiye’de ki bir çok Üniversitede ve Çerkes derneklerinde gösterimler olacak. Ancak, 16 Aralık Pazartesi akşamı Levent Kültür Merkezi’ nde özel bir gösterimi olacak No Sochi!’nin. Geceye filmin yapımında, yönetiminde emeği geçen herkes katılacağı gibi, meselenin ilgilileri, muhatapları, acısını çekenler, akademisyenler, gazeteciler, sinemacılar da konuğumuz olacak. Gösterimden sonraki muhabbeti çok önemsiyorum, bu anlamda Sochi’nin kıyılarına değil, serin sularında yüzmeye davet ediyoruz herkesi.

Guşips: Önümüzdeki dönem için yeni projelerin neler peki?

Dîdem Şahin: En başta söylediğim gibi hikaye anlatmak benim yaşam biçimim dolayısıyla tanımadığım, bilmediğim kapıları çalmaya ve o ev sahipleri ile aynı sofrada oturup dertlerini, neşelerini, becerilerini, mücadelelerini anlamaya ve anlatmaya devam edeceğim. Montajını henüz bitirdiğimiz yeni bir belgesel var. Türkiye’nin Olimpiyat yıldızı olarak tanıyıp sevdiği Gamze Bulut’ un hikayesi. Bu film Eskişehir’ in mütevazi Emek mahallesinden Dünya yıldızlığına koşan 20 yaşında bir kızın hikayesi olmakla birlikte: sevgi, özen, ilgi, vefa, fedakarlık, dayanışma, emek… hani hayatın içinden neredeyse yitip giden, yeni neslin sözlüklerden ögrenecekleri, insanı ‘insan’ eden, güzel eden anlamları açığa çıkartan, görünür kılan bir belgesel… Ayrıca yeni hikayeler de var tabi çekilmeyi bekleyen. Ama Türkiye koşullarında belgesel çekmek çok zor, No Soçi’ de şanslıydım çünkü Al Jazeera Türkiye’ nin program müdürü Mustafa Özkaya bu projeye ve yönetmen olarak bana inandı, desteklemeseydi belki No Sochi! bu şekilde çekilemeyebilirdi. Şimdi yeni belgesellerimin bütçesi için araştırma yapıyorum. Bir an evvel sete çıkmak için sabırsızlanıyorum. Her öykü kendi yolumun devamı gibi.

http://www.youtube.com/watch?v=uJ08YimXBZU

http://www.youtube.com/watch?v=krUE3LqdMCs

 

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın

DİĞER HABERLER

cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>