KÖŞE YAZILARI | DEMET ÖZGE AYKAN

Hiçbir Yerdeki Hiçkimsenin Hikayesi

Gün ağarmak üzere hayalimde. (Demet Özge Aykan)
 
   
 
 
     

Gün ağarmak üzere hayalimde.

Karşılıklı oturuyoruz. . .

Normalde bir dakikaya yüzlerce kelime sığdırmaya, konuşulmadık bir şey bırakmamaya gayret gösteren ben ve o, şimdi derin bir sessizlik içinde kıvranıyoruz.

İki kişi karşılıklı oturup sakin ve huzurlu bir şekilde susabilir.

Bazen de iki kişi, karşılıklı oturup konuşmamak için kıvranabilir. Bu iki durum çok farklı. Bazen susarsın ama mutlusundur. Kelimelerin yanlış anlamlar doğurabilme ihtimalinden korkup o anı bozmak istemezsin. Bazen sadece izlemek için susarsın. Söyleyecek şeyin çoktur ama görme duyusu hepsine ağır basar. Bazen de içindeki, konuşamadığın cümleler çıkmak ve karşındaki kişiye şöyle sağlam bir tokat atmak isterler fakat bunun şiddetinden ve etkiye tepkisinden korktukları için içeride kendi kendilerini yer dururlar.

Buna “kıvranma” diyoruz.

Fiziksel şekilde bile gerçekleştirir kendini kıvranma. Ellerini ovuşturursun, sol bacağını hızlıca sallamak suretiyle ritim tutarsın, dudaklarını ısırırsın. Gibi.

Tam bir kıvranma içerisindeyiz. “Görmek istediği ben değilim. Biliyorum. Görmek istediği, benim kendime olan bağlılığımdan taşan bağımsızlığım.”

Sonunda benden bir çatırtı duyuluyor. On, yüz, bin, milyon parçaya bölünüyorum. Her bir parçam hep bir ağızdan bambaşka şeyler söylüyor.

“Her şeyi berbat ettiğini düşündüğün oldu mu hiç?” diye soruyorum.

O hep tek parça ve tek bir cevap veriyor: “Olmadı.”

O, parçalara bölünemiyor; çünkü kendini asla bırakmaması gerektiğini düşünüyor.

O, parçalara bölünemediği gibi, birden fazla cümleyi konuşamıyor; çünkü net. Ya da net olması gerekiyor.

O, olsunların değil, olmalıların insanı; çünkü doğru olan “olması” değil, “olması gerektiği” diye biliyor.

O hiç çaktırmıyor ama gerçek bir korkağın ta kendisi.

Bölünen parçalarımı içimde susturamıyorum. . .

**

“Olmadı hiç.” diyor. “Her şeyi berbat ettiğimi düşünmedim.”

- Çünkü düşünmemen mi gerekiyor?

**

Ben her zamanki kahvemi, o da her zamanki çayını içiyorken, yükselen güneşin ısıttığı havanın etkisinden olsa gerek, tek tük konuşmaya başlıyoruz. –Sessizken daha mı iyiydi.

İçimden durmadan tekrar ediyorum: Olmadı hiç. Olmadı hiç. Olmadı. Olma. Ol. . .

Fincanı dudağıma götürürken fincan elimden boşanıp çat diye tabağına geri düşüyor. O benim fincanı düşürmemem “gerektiğini” düşünüyor, biliyorum. Bense onun her şeyi berbat ettiğini düşünüyorum.

**

Bencil olduğumuzu düşünüyorum. Bunu hayatım boyunca daha kaç kez düşüneceğimi bilmek istiyorum. Cevabın altı, on beş, otuz iki basamaklı net sayısının yazılışını kağıt üzerinde görmek istiyorum.

Biriyle yollarımızı ayırırken üzüldüğümüz tek şey aslında “Benden nasıl uzaklaşır?”ın altıda yatıyor. “Benim yanımda olmak isteyen ve bunun için çabalayan bir sürü kişi varken, o benim yanımda nasıl olmaz?”

“Ben” odaklı cümleler sıralanıp gidiyor. . . Yoksa onun mükemmel olduğunu düşündüğümüz ya da onun üzüleceğini düşündüğümüz için üzülmüyoruz. Böyle düşünüyorsak kendimizi kandırıyoruz. Bu düşünce kendini, birinci sırada –bencil- sıfatını alan insanoğlu için imkansız kılıyor.

**

O, “Olmadı hiç,” diyor. Yalan söylediğini biliyorum. Benimle konuşmaya pek tenezzül etmediği günün serinleyen akşamında onu yalanlarıyla baş başa bırakıyorum. . .

“Duygular, duygular, duygular. Bırak kentleri, bırak yapıların görkemini, yoksulluğunu, bırak yolları, istasyonları, insanları, yabancıları, sevdiklerini, çocukluğunu, bırak bırak bırak içinde seni kemiren seni bırak. Bak nerelere varıyor gökyüzü. Hangi zamanlara. Hangi sonsuzluğa. GİT.”

Hayatımdan gerekliliklere bağlı insanları –olabildiğince- uzaklaştırıyorum. . .

Çalıyor: Fikret Kızılok - Düşler


DEMET ÖZGE AYKAN
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>