>

KÖŞE YAZILARI | PINAR ÜSTÜNDAĞ

Karadeniz`de Boğulmuş Bir Aşk Hikayesi...

Karadeniz’de yaşanmış sessiz bir aşk hikayesiydi onların ki... (Pınar Üstündağ)
 
   
 
 
     

* gerçek bir hikayeden alınmıştır…

Çok küçüklerdi birbirlerini çok sevdiklerinde.

Kız, 7 kardeşli bir evin 3 numarasıydı.

Çocuk, şehrin fotoğrafçısı.

Ve en son birbirlerini sevmelerinin üstünden çokça zaman geçmişti. En son birbirlerine baktıklarında ağlayamamışlar, konuşamamışlar, hiç sarılamamışlar…

*

Karadeniz’in dalgalarının vurduğu kıyılarda yaşanmış bir aşk hikayeleri vardı onların. Ne kelimeler vardı içinde ne de kavuşmuş eller. Sözler hiç yer almamıştı aslında aralarında, birbirlerinin kokularını da bilmiyorlardı belki de, bakarak kokluyordu onlar birbirlerini, gözleriyle okuyorlardı aslında yüreklerini.

Karadeniz’de yaşanmış sessiz bir aşk hikayesiydi onların ki.

Öyle ki konuşmadan sevmişlerdi birbirlerini, öyle ki kavuşmadan elleri hissetmişlerdi birbirlerini, ölesiye istemişlerdi aslında birbirlerinin ömürlerini, BİR olmayı ve birlikte çoğalmayı.

Öyle büyük de değillerdi, çocuklardı aslında şu zamanımıza bakılırsa. O zamanların, çok büyümüş çocuklarıydı onlar.

Yürekleri tertemiz; o kadar saf o kadar masum o kadar BİRBİRLERİNE aitti. Başka bir isim yazmazdı yüreklerinde, ve başka bir sesi yoktu atışının. Her atışta birbirlerinin isimlerini vururdu yürek, her atışında biraz daha katlanırdı aşk, biraz daha çoğalırdı.

Her bakış biraz daha bağlardı, her bakış daha fazla şey anlatırdı, her bakışta biraz daha yaklaşırlardı birbirlerine, her bakışta adımlar biraz daha büyürdü, kimsenin göremediği kadar yakınlardı birbirlerine, kimsenin anlayamayacağı kadar aşıklardı yüreklerine, öyle bir sevgi büyütmüşlerdi ki elleriyle, özene bezene, göstermeden kimseye, sadece gözleriyle.. Öyle bir sevgi büyütmüşlerdi…

Zamanı gelmişti artık hayatları birleştirmenin, zamanı gelmişti artık ayyuka çıkmanın; zaman, umman kadardı onlar için artık, güneş doğsundu, doğsundu ve onlar TEK olsundu.. Herkes duysundu isimlerini, herkes bilsindi sevgilerini, artık herkes ayakta alkışlasındı onları.

*

Yatağın üzerinde oturuyordu kız. Ellerini dizlerinin üstünde kavuşturmuş, parmaklarıyla oynuyordu başı önünde. Gözleri açık bakıyordu ama baktığı her yerde sadece bir çift göz görüyordu. Kimsenin göremediği bir çift göz. Gözleri dolu dolu oluyor, ağlayamıyor, diline neler neler geliyor konuşamıyor söyleyemiyordu. Yatağın üzerinde oturuyordu kız, üzerinde gelinliği, duvağı başında, hep olmak istediği gibi, beyazlar içinde, en mutlu gününde ama yanında başka bir erkekle…

Boynuna taktı çocuk fotoğraf makinesini, fotoğraflarını çekmeye gitti yeni gelin ve damatın. Çağırılan eve gitti, kapıyı açtı, yatak odasında yatağın üzerinde oturan geline baktı baktı baktı, uzun uzun ve derin derin, şimdiye kadar hiç bakmadığı gibi, şimdiye kadar hiç dokunmadığı gibi dokundu yüreğine, fırtınalar kopmaya başladı içinde, Karadeniz’in dalgaları gibi karardı içi ve hırçınlaştı yüreği, birden bire doldu gözleri, baktı yatağın üzerindekine, sevdi gelini gözleriyle, dokundu gözlerine elleriyle ve yine göremedi hiç kimse. Hiç kimsenin görmediği bir hasretle süzdü kızı gözleriyle, ve belki de son defa, daldı gitti, uzaktan uzağa kokladı, aldı fotoğraf makinesini eline ve çekmeye başladı sevdiği kızı ve onun kocasını….

Birkaç lafla birkaç sözle noktası koyulmak zorunda kalmış bir hikayenin iki kahramanı olarak kaldılar öylece. Ne çocuk gidip kıza anlatabildi içini, ne de kız duvağı başına takılırken unutabildi duyduğu sözleri kelimeleri. Birbirlerine ne olduğunu soramadan daha elleri kavuşamadan hatta ayrıldılar.. Ayrı yollara ayrı fırtınalara ayrı hayatların kucağına doğru aktılar usulca….

*

Aradan yıllar geçmişti. 7 kardeşli evin 3 numarası olan kara gözlü kızın şimdi 3 çocuğu ve üstüne bir de torunları vardı. Evlenmiş barklanmış hayatından neler neler gelmiş geçmiş…

Aradan yıllar geçmişti. Masmavi denizi yemyeşil ağaçlarıyla koca bir aşka şahitlik eden şehrin en ünlü fotoğrafçısıydı çocuk zamanında. Şimdi neredeydi kiminleydi hayatta mıydı yaşıyor muydu, bilen yoktu..

İçine birbirlerini koyup kurdukları hayallerin çok dışındaydı yaşadıkları, birbirlerine her zaman baktıklarından çok farklıydı en son gün bakışları, dokunamamışlıkları, koklayamamışlıkları, sevememişliklerini almışlar ellerine, yürümüşler farklı yönlere, aradan yıllar geçmesine rağmen unutulmamış, yok olmamış, yürek acısını unutmamış ve isimleri her anıldığında sızlamış bir yaraydı şimdi…

Mazide yarım kalmış bir aşk yaşanıyordu iç çekerek ömür geçtikçe;

Unutulmamış, unutulamamış,

Yürekte uhde kalmış,

Öyle bir aşktı ki aynı gökyüzü altında derin bir iç çekiş olmuş;

Karadeniz’de boğulmuş…


PINAR ÜSTÜNDAĞ
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>