>

RÖPORTAJ

Aslıhan Güner: "Kadın, varoluşuyla gücün kendisidir "

Zarif, samimi, büyüleyici…
 
   
 
 
     

“Zübeyde, Analar ve Oğullar” filmiyle, izleyenlere duygu yüklü anlar yaşatan başarılı oyuncu Aslıhan Güner, şimdilerde yeni projesi olan “Yalan” dizisiyle ekranlara dönmeye hazırlanıyor. Sanata olan sevgisi, ilgisi ve tutkusunu MAG Okurlarıyla paylaşan güzel oyuncu; Kadınlar Günü mesajından aşka, zorluklarla başa çıkma yolundan çocukluk dönemlerine kadar hakkında merak edilen konulara yanıt veriyor...

Yer aldığınız yapımlarda sizi en etkileyen proje hangisiydi?


Elbette her projem benim için çok kıymetli, çünkü emeğimi, bedenimi, ruhumu ortaya koyduğum ve arkamda kalıcı olarak kendimden bir parça bıraktığım, bana birçok öğreti kazandıran projeler, karakterler hepsi... Son olarak yer aldığım sinema filmim; ülkemizin kurucusu, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün biricik annesi Zübeyde Hanımefendi’nin hayatını anlattığımız “Zübeyde” filminde Zübeyde Hanım’ın hem yirmili hem altmışlı yaşlarını canlandırmak her oyuncuya kısmet olmayacak bir şanstı. Aynı bedende birbirinden farklı yaşları oynayabilmek bir oyuncu olarak muhteşem bir deneyimdi benim için. Ayrıca Zübeyde Hanım’ı oynama gururuna da nail olduğum için çok ama çok mutluyum; kariyerimin en anlamlı rolüydü.

Nasıl bir karakter teklifi sizi hemen kendisine çekerdi?

Ben genel olarak bana teklif edilen projelerde senaryoyu okurken o an karar veriyorum. Uzun uzun düşünüp kabul etmek istemiyorum; mesela düşünüyorsam o ruh, o heyecan eksik demektir benim için. Kalbimi hızlı attırıyor, midemde kelebekler uçuyorsa ya da senaryoyu okurken o an gözlerimi kapattığımda satırlar arasında kendimi görebiliyorsam, karakterin aşkını, acısını, mutluluğunu anında hissedebiliyorsam, gözyaşlarım şimdiden yanaklarıma iniyor ya da kocaman gülümsüyorsam; tamam diyorum bu iş benim!

“Zübeyde, Analar ve Oğullar” filmini izlediğinizde ne hissettiniz? “Keşke şöyle yapsaymışım.” dediğiniz anlar oldu mu?

Çok büyük bir gurur hissediyorum arkamda bıraktığım işle ilgili. Proje öncesi kısa bir hazırlık zamanım oldu fakat bulabildiğim tüm kitapları, belgeleri ve röportajları okudum. Görselleri inceledim. Senaryoyu irdeledim ve senaryo grubundan bilgi aldım. Tüm bu materyallerden sonra öğrendiğim her şeyi ruhuma işledim. Kendime, bedenime ve ruhuma güvendim, kalbimi dinledim. Sete çıktığımda artık Aslıhan değildim. Benim için her set günü gerçekten büyülüydü. Kendimden somut bir şekilde uzaklaşıp başka bir ruha bürünen “Zübeyde” oldum ve aynada sadece onu gördüm. İki ay çalıştığım süre boyunca da bu hep böyle oldu. Set arkasında, özellikle Zübeyde’nin yaşlılık dönemlerinde, karavandan
çıktığım andan itibaren karakterime büründüğüm için yürümemde zorluk yaşıyordum; bu yüzden merdivenlerden inip çıkarken ya da sete girerken gerçekten sette çalışan arkadaşlarımız koluma girerek bana yardım etme ihtiyacı hissediyordu. Bazı sahnelerde duygu yoğunluklarımız öyle büyüktü ki “Kestik!” denilmesine rağmen tüm oyuncular, kamera arkası ve yardımcı oyuncular gözyaşlarımızı durduramıyorduk. Kısacası tüm kalbimle “iyi ki” dediğim bir karakter çıkardım ortaya. Bu yüzden keşkelere yerim olmadı...

Sizi çoğunlukla güçlü kadın rollerinde izledik. Peki, sizin için güçlü kadının tanımı nedir?

Güçlü kadın zaten kadının kendisidir, yalın varlık halidir. Kadın, varoluşuyla gücün kendisidir bana göre. Geçmişten günümüze uzanan, kadını küçültmeye ve bastırmaya çalışan eril deyimler ve sıfatlar sonucu karşıt belirleyici sıfatlar geliştirmek zorunda kaldık. Oysa kadın zaten güçlü, mücadeleci, dayanıklı, üretken, yaratıcı, güzelleştirici ve her şeyi başarabilen bir varlık. Hep de böyleydi aslında, hiçbir sıfata ihtiyacı yoktu, yaradılışı böyleydi. Canlandırdığım kadınlara baktığımda hepsi birbirinden güçlü bu yüzden. Okuyan, araştıran, bilen, öğrenen, büyüten, geliştiren, çoğaltan, mücadele eden, vazgeçmeyen kadınlar olarak hep güçlüydük, hep de öyle olacağız!

Çok yakında yayımlanacak olan yeni projeniz için öncelikle tebrik ediyoruz. Karakterinizi sizden dinleyebilir miyiz?

Çok teşekkür ediyorum. Yine yeniden ruhumda kelebekler uçuşturan bir karakterle yeni bir yola adım attım. Heyecanım çok! Dizimizin ismi “Yalan”. Kocaman bir yalanın ortasında çiçek gibi açan bir kadın, Melike’nin hikâyesini izleyeceğiz bu kez. Yirmi yıl boyunca hapiste kızı için ayakta kalan ve çıktığında kocaman bir yalanın ortasına düşen bir kadının, bir annenin mücadelesini izleyeceğiz. Melike’nin tek dayanağı kızı ve ona olan sevgisi. Kendisine yapılan haksızlıklara karşı tutumu ve mücadelesi çok güçlü, hiçbir zaman vazgeçmeyen bir kadın Melike. Bu dünyada başına ne gelirse gelsin karanlık tarafta değil, aydınlık tarafta olmayı seçen bir kadın. Ben senaryoyu ilk okuduğumda da çok ama çok etkilenmiştim; her yeni bölümde heyecan ve merak duygusu içinde kalmıştım. Umuyorum ki seyircimiz de Melike ile birlikte bu aydınlık yolda yürümeyi seçecek izlerken.





Müzikle de ilgileniyorsunuz. Hatta geçtiğimiz yıllarda çello eğitimi almıştınız. Neden çello? Dinlemekten ve söylemekten hoşlandığınız bir müzik türü var mı?

Müziği çok ama çok seviyorum. Ruhuma en iyi gelen terapilerden biri müzik. Müziğe olan bu sevgimi “neden bir enstrüman öğrenerek taçlandırmıyorum” düşüncesiyle çello dersleri almaya başladım bir süre. Güzel bir yol kat ettim diyebilirim; bir şarkıyı da çalabilme heyecanını yaşadım hatta! İş programımın tekrar yoğunlaşması sebebiyle şimdilik ara verdim. İlk hedefim bu eğitimimi tamamlamak olacak. Sonrasında; şarkı söylemeyi çok seviyorum. Özellikle projelerimde oyunculuk ile birleştiğinde benim için keyfi bambaşka oluyor. Genel olarak gerçekten her türlü müziğe şans veririm, çünkü her müzik türünün bambaşka renkleri olduğunu düşünürüm. Farklı duygulara kapı açar bende. Son dönemde de en çok dinlediğim müzikleri telefonuma bakınca fark ettim; en fazla klasik müzik eserlerini dinlemişim. Piyano, çello ve keman sesi her zaman bana çok iyi geliyor.

Daha çok ne zamanlar şarkı söylemek içinizden geliyor?


Yanımda kimse yokken arabada, yemek yaparken mutfakta ve Mert’le birlikte evde hafta sonları...

Sanatın başka hangi dallarıyla ilgilisiniz?


Sanat dendiğinde bile içimde çiçekler açıyor. Ah iyi ki var sanat, iyi ki... Varlıklarımızın, insan olma deneyimimizin taçlanması olarak gördüm sanatı her daim, insan ruhuna bir hediye her bir dalı. Ben işitsel sanatların tutkunu, görsel sanatların hayranıyım. Müzik ve edebiyat olmadan bugünkü ben olamazdım kesinlikle. Görsel sanatlara yeteneğim maalesef olmadı hiçbir zaman ama her daim heykel, resim ve mimariye hayranlığım büyüktür, benim için ilham kaynağıdır birçok sanatçı ve eseri... Dramatik sanatlarda ise sinema benim için bambaşka tabii ki. Sinema için her gün yatağımdan yeni bir güne uyanma sebebim “ikigai”m diyebilirim. Tiyatro, dans, bale, opera; hepsi çok ama çok kıymetli.

Biraz da çocukluğunuza gidecek olursak, nasıldı o zamanlar? Yaz tatilleriniz, okul dönemleriniz nasıl geçerdi?

Genel olarak çalışkan bir öğrenciydim, notlarım hep iyiydi. İlkokulda öğretmenlerimden yana hiç şansım olmadı maalesef ama yine de ailem sayesinde kendime olan inancım hep tamdı. Ortaokul ve lisede ise harika yıllar geçirdim. Geriye dönüp baktığımda hep çok güzel anılar hatırlıyorum. Üniversitedeyken oyunculuk isteğim daha da artmıştı, bu yüzden ikisini bir arada götürdüm bir süre diyebilirim. Zorlandım fakat çalışmak da çok iyi hissettiriyordu bana her zaman. Kendi ayaklarım üzerinde durabilmek, çalışmak ve kendi paramı kazanabilmek müthiş bir motivasyon sağlıyordu bana her daim. Çok küçük yaşlardan itibaren her yaz döneminde çalıştım diyebilirim. Ailece tatillere gittiğimiz zamanlar da olurdu ama onun dışında ben hep çalışma isteği içinde olduğumu hatırlıyorum. Disiplinli, hayalleri olan, çalışkan bir çocuktum. Ailem her zaman beni destekleyip gurur duyduğunu hissettirirdi. Müzik, folklor, bando takımı, şiir okuma yarışmaları ve kompozisyon yazma yarışmalarında hep var olurdum ve birinciliklerim olurdu. Kısacası; heyecanlı, aktif, sanata düşkün ve dışa dönük bir çocuktum.

“Sırlar Dünyası” ile, on altı yaşında sektöre giriş yapmıştınız. Geçmişe gitseniz o yaştaki Aslıhan’a neler söylemek isterdiniz?

Umudunu hiçbir zaman kaybetme, durma ve duraksama. Kimseye kulak asma, sadece kalbinin sesini dinle, başaracaksın. Zor olacak, uzun bir yol olacak ama tertemiz bir yolun olacak devam et!

Zorluklar karşısında nasıl bir tutum sergiliyorsunuz? Karşılaştığınız zorluklarla başa çıkma yönteminiz nedir?

Karşılaştığım zorlukların derecelerine göre değişiyor aslında; ama genel olarak mücadeleci bir yanım var diyebilirim. Kolay pes etmem, elimden gelen her şeyi yaparım. Çok büyük zorluklarla yüz yüze geldiğim zamanda ise tamamen kendimi bıraktım, dibe battım, çöktüm ve kayboldum; sadece Tanrı’ya tutundum. O sizi her zaman tekrar ayağa kaldırıyor, buna inandım. Yaşadım, gördüm.

On yıllık bir evliliğiniz var. Uzun ve mutlu bir evlilik için neler gerekli sizce?


Öncelikle; en yakın arkadaşınızla evlenin! Bunu artık duvarlara “sticker” olarak yazıp altına imzamı atacağım! Eşiniz en yakın arkadaşınız olsun ki tüm ömrünüz güvendiğiniz, saatlerce sohbet edebildiğiniz, yolunuza yoldaş olan, her daim yanınızda, arkanızda, önünüzde olan, tüm duygularınızın ortağı, hayatınıza eş olsun... ve aşk... Aşk olmadan olmaz!




Aşkı tanımlayacak olsanız ne derdiniz?


Aşk, var olma sebebimiz bu dünyada. Yaşıyor hissetme sebebimiz. Aşk varsa her şey var oluyor, yoksa herkes önce onu arıyor. Tam olma, tamamlanma hâli bence.

Setten geriye kalan zamanlarda yapmaktan keyif aldığınız, sizi tazeleyen aktiviteler neler?

Öncelikle hiçbir şey yapmamak... Gerçekten çok yoğun olduğum set zamanlarında bir süre -belki birkaç gün bile olabiliyor- sadece hiçbir şey yapmadan durmak istiyorum ve buna izin veriyorum. Sonrasında; yemek yapmak, mutfak beni çok mutlu eder. Yeni tarifler uydurmayı, sevdiğim lezzetleri birleştirmeyi denemeyi çok severim. Mutfak terapidir bana her zaman. Onun dışında, evde vakit geçirmeye bayılıyorum. Çok mühim değilse dışarı çıkmak istemiyorum; dizi izlemek, bir şeyler okumak ya da ev içi düzenlemelerimi yapmak da bana çok iyi geliyor. Daha rahat olduğum dönemlerde ise en keyif aldığım ve gerçekten tazelendiğim aktivite, Mert ile birlikte seyahat etmek. Bilmediğimiz ülkelerde, sokaklarda binlerce adım atarak kaybolmak, lezzetler tatmak, keşfetmek çok iyi geliyor bize.

Kendinizle ilgili en beğendiğiniz özelliğiniz nedir?

Çok net ve dürüst olmam... En yakınlarımdan en çok duyduğum özelliklerimden. Yıllar geçtikçe kendimi daha çok sevmeme ve kendimle gurur duymama sebep olan bir özelliğim bu. Hayatımda hiçbir şeyi “mış” gibi yapmam, sahte davranmam ve hissettiğim neyse söylerim ya da ona göre davranırım.

Vazgeçemediğiniz prensipleriniz var mı?

Özel hayatında da, çalışma hayatında da disiplinleri ve prensipleri olan biriyim.

İş ve sosyal hayatınız arasındaki dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

Yirminci yılıma girdim bu yıl mesleğimde; sanıyorum artık ikisi de güzel bir denge içinde harmanlandı benim hayatımda. İşim her zaman önceliğim, ona göre sosyal hayatımı düzenliyorum diyebilirim ve artık bu benim yaşam tarzım oldu. Yakın çevrem de buna alıştı. İşimi yapmanın vermiş olduğu aşk ile her şeye enerjim ve gücüm yetiyor, dengeyi sağlayabiliyorum kolaylıkla.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne dair neler söylemek istersiniz?

Canım şahane kadınlar! Üreten, çalışan, büyüten, güzelleştiren, çiçeklendiren, çoğaltan, emekçi, mücadeleci kadınlar. Günümüz kutlu olsun, sevgiyle kucaklıyorum sizleri.

 

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>