Sizi, kaybettiklerinizi yeniden kazanmaya davet ediyorum! (Fecir`in Not Defteri, 05.01.2011 Çarşamba)
Yıllar önceydi… Yeni bir işe başlamıştım. Etrafımdakiler de bir o kadar yeni ve yabancıydı benim için. Kötü ya da ters giden bir şey yoktu, ama mizacım gereği yine de bana o ortamda yaşama sevinci verecek, sıradanlığın içinden sıyrılıp beni heyecanlandıracak ve ertesi sabah ofise daha kolay gelmemi sağlayacak güzel şeyi istiyor, arıyordum...
Bilirsiniz, o şeyi bulmak kolay değildir. Ya olur ya olmaz… Ama ben şanslıydım, hem de çok şanslıydım bu kez. Yeni işimde, aramızda sadece bir kitap dolabıyla hemen yan masamda oturan küçük hanımefendinin sesindeki cıvıltıyı “duymam” uzun sürmedi… Önce gülüştük, eğlendik… Sonra birbirimizin hayattaki duruşunu, oluşunu sevdik… Sonra güvendik birbirimize… Sonra paylaştık… En özelimizi paylaştık… Öteye geçtik, hayatlarımızı paralel kıldık, birbirimizi bilerek/ hep birbirimize dokunarak yaşamayı sürdürdük…
Ve bu yürüyüşte, günün birinde aynı anda aynı yöne adım atacaktık… Böylece hayatımızın yeni bir evresine, yeni bir iş yerine de birlikte geçiş yaptık. İşte ne olduysa orada oldu… Mümkünü/ anlamı/ önemi olmayan küçücük bir mevzu, hem de “iş” mevzusu yüzünden çıktık birbirimizin hayatından… Aynı fiziksel ortamda olmaya, her gün birbirimizi görür olmaya devam etsek de…
O günler boyunca yine uzaktan uzağa süzdük gelişlerimizi, gidişlerimizi… Başkalarına sorduk ne yapar, ne eder diye… Kızgınlıklarımız yok değildi ama yine de merakımız vardı birbirimize… Neredeyse üç koca “kayıp” yıl geçti böyle. Yazık değil mi?
Evet, işte bundan yaklaşık bir yıl önce “haydi yeniden” diyebildiğimizde anladım, çok ama çok yazık ettiğimizi… Oturup uzun günler geceler boyunca, aradan geçen üç yılın raporunu verdik birbirimize… Fotoğraflar döküldü masaya, bazı şeyler zar zor hatırlandı ya da hayretler edildi bazen duyulanlara… Sonra dedim ki, “Bak nasıl kayıtlısın telefonumda: Özgür’üm”… Güldü… Kendininkini gösterdi: Fecir’im.
Buradan, önce Özgür’e seslenmek istiyorum: “Hayat, seninle paylaşınca çok daha güzel sevgili arkadaşım… İyi ki varsın, doğumgünün kutlu olsun”!
Ve şimdi de sizlere, sevgili Cosmotürk okurları… Saçma sapan bir nedenden hayatınızdan çıkardığınız ya da hayatınızdan çıkmış, yokluğunu hissettiğiniz ama kendisine yeniden uzanmaya çekindiğiniz veya “canım elbet bir gün aramız düzelir” diye ihmal ettiğiniz birileri varsa… Lütfen hiç durmayın! Bir telefon ya da bir adım ötede sizi bekleyen kocaman, sımsıcak bir tebessüm/ bir sarılış var belki… Aman ne olur, onu boşa harcamayın..