KÖŞE YAZILARI | DEMET ÖZGE AYKAN

Klemuri

İnsanın hayatında yer eden mekanlar vardır. (Demet Özge Aykan)
 
   
 
 
     

İnsanın hayatında yer eden mekanlar vardır. Kendini evinde gibi hissedersin, bir oturdun mu kalkmak istemezsin, sürekli yazmak, yazmak istersin; çalışanlarını, gelen müşterilerini, müziklerini seversin, onlardan hediyeler alırsın, günün yorgunluğuna neden olan yolları giderken kullandığın taşıtlardaki insanların iğrençliğinin ardından onlardan aldığın samimiyetle, tezatlığın tanımını bir kez daha yazarsın.

Olduğun yerden sürekli gitmeyi istediğin günün bitiminde, gidebildiğin en güzel yerdir orası.

Koltuklarının örtüleri, kurutulup asılmış mısır koçanları sana anneannenin evini hatırlatır. Belki de güzelliği buradan geliyordur. Eskinin geride kalmış hayalini gerçeğe dönüştürdüğü için.

**

Klemuri’yi* kuzenim sayesinde tanıyorum. -Birbirimizin hayatına bilmediğimiz şeyleri katabildiğimiz için onu ne kadar çok sevdiğimi ve olmadığı zamanlarda onu neden aradığımı bir kez daha anlıyorum.- Rembetiko gecesinin ardından defalarca burayı ziyaret ettim ve şimdi de kafenin bir çift dışındaki tek müşterisi olarak yazımı yazıyorum. Her masada sahte mi gerçek mi olduğunu anlayamadığım renkli, güzel çiçekler var. Çift, Fransızca konuşuyor. Az önce de birileri Yunanca konuşuyordu. Ama buranın bir özelliği var, o da şu ki; yabancı zannettiğim müşteriler birden Türkçe konuşmaya başlayabiliyor, o nedenle de bu mekan dedikoduyu pek mümkün kılmıyor. :)

**

Kendimi yine bir yere bağlayabildiğime, hemen sevebildiğime, bu işi bu kadar çabuk yapabildiğime şaşırıyorum. İnsanın doğasında gitmek varken, neden bu kadar çabuk bağlanabiliyor bir şeye-yere-kişiye.

Seviyor. Sonra birden sevmiyor. Benimsiyor. Bırakıyor. Bir nedene bile gerek duymayabiliyor. Her şey bu kadar basit. İşte bu yüzden, insanların yıllarını geçirmek için birini kolaylıkla seçebilmelerini anlayamıyorum. Bu kadar basit olabilir mi.

İğrenç sayılarla sıkıcı bir istatistik yaparsam ve bir kadın için değerlendirecek olursam, gün içinde 500 kişiyi görüyorsam (bakmak değil görmek), bir ay içinde 15 bin kişi ve bir yılda 180 bin kişi görmüş olurum.

Geçip giden yıllarda bu sayıların devasa bir hale gelmesi ve çığırından çıkması ile birlikte, bu kişilerin içinden seçip beğendiğim ve tanıştığım insan sayısı sonucunda, hayatımı geçirmek üzere seçtiğim bir kişiyi ne kadar süre boyunca sevebilirim? Yeni tanıştığım insanlarla bir şeyler paylaşmama ve onlarla anlaşmama, onları sevmeme ihtimali nasıl olmaz? Hadi benim olmadı, hayatımı geçirmek üzere seçtiğim kişi için nasıl olmaz peki? Birinden birinde mutlaka olmalı ki, devir “bu devirde yaşanmaz” tanımını üzerine alabilsin.

**

Aydınlığın nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Onun parlaklığını görüyorum. Ama “en aydınlık” ne zaman anlamını bulur?

Aydınlığın daha aydınlığını görmeden, o an gördüğünün son nokta olduğunu nasıl düşünürsün?

Birini sevmek gibi. Birini bir yere koymak ve sürekli orada tutmak. Karşılıksız sevdiğin ve sevildiğin ailen dışındaki insanlar için sürekli bir ışık ayarlaması yapıp duruyorsun aslında ve bu ömür boyu da devam ediyor. Aksini yapabilenleri anlayamıyorum. Anlayabileceğimi de sanmıyorum.

İşte bağırıyorum. Ve beni duyan gene benim.

“Sen düşüncelerle yaşıyorsun, diğerleri gerçeklerle.”

**

*Klemuri: Pazar (Rize) Lazca’sında eski mutfaklarda yemek kazanının asıldığı zincire denir.

**

Çalıyor: Ελένη Καραΐνδρου-το χασάπικο του


DEMET ÖZGE AYKAN
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>