>

KÖŞE YAZILARI | ÖZCAN KANDEMİR

Kadın Olmanın Ağır Yükü

Bir toplulukta sessizlik olunca hemen “kız doğdu” denir. Çünkü... (Özcan Kandemir)
 
   
 
 
     

Bir toplulukta sessizlik olunca hemen “kız doğdu” denir. Çünkü, dünyaya çilekeş ve şansız bir varlığın geldiği düşünülür.

Aslında kız çocukları kendilerini hemen sevdirirler. Bunun için büyüklerimiz “kırk günü atlatsın, bak bakalım, kız çocuğunu kucağından indirebilir misin ?” derler. Oğlan çocuk için kendilerini paralayan babalar bile, kız çocuk sahibi olduktan bir süre sonra, kızlarını çok sevdiklerini itiraf ederler.

Kızların çok sevildiğini ve şımartıldığını gören erkek çocuklar ise, onlara özenir ve “şanslı olsaydım kız doğardım” derler. Oysa, kızlara özenen erkekler, en büyük kötülüğü gene bu kızlara yaparlar…

Gün geçmiyor ki gazetelerde katledilen, darp edilen, tehdit edilen, tecavüze uğrayan bir kadının haberine rastlanmasın.

Son on günün gazete haberlerinden bazıları şöyle, “kolyedeki “Y” harfine 20 bıçak darbesi”, “dini nikahlı eşi tarafından sokak ortasında öldürüldü”, “kızını döverek öldüren babaya, müebbet hapis”,”barışma teklifini kabul etmeyen karısını arabayla ezdi”, “boşanmak isteyen eşini bıçaklayarak öldürdü”. “ 2 kadın, 2 tecavüz”. “ayrı yaşadığı karısını sokak ortasında öldürdü”, “ konuşmaya gitti, erkek arkadaşı tecavüz etti”.Bu tür haberleri çoğaltabiliriz. Ancak bu kadarı bile, kadınların ne kadar savunmasız, çaresiz ve ölüme ne kadar yakın olduklarını ve sözüm ona “kendilerini çok seven ve ayrılıklarına dayanamayan!..”eşleri veya sevgilileri tarafından öldürüldüklerini anlatmak için yeter.

Bu olaylara sebep olan erkeklerin hepsinin savunması ise aynı. “karımı çok seviyordum, beni terk etmesine dayanamadım, evine dönmesini istedim “dönmem!..” diyince kendimi kaybettim. ”veya “karım beni aldatıyordu,onun için öldürdüm”

Yapılan istatistikler son yedi yılda kadın cinayetlerinin yüzde bin dört yüz oranında arttığını gösteriyor. Bu korkunç bir rakam.

Kırsal kesimde töre cinayetleri halen tüm hızıyla devam ederken. Kentlerde kıskançlık, ihanet ve geçimsizlik nedeniyle işlenen cinayetler her gün gazetelerin baş sayfalarında yer alıyor.

Hiçbir kadın. Hele de çocuk sahibi olduktan sonra, sudan bahanelerle evini, yuvasını eşini terk etmez. Eğer kadın ayrılmayı göze alıyorsa ( istisnalar kaideyi bozmaz.) kesinlikle bıçak kemiğe dayanmıştır. Terk edilmeyi kendilerine yediremeyen ve kendilerini terk eden kadınların peşine tabanca, bıçak alıp düşen erkekler, öncelikle kadının evi terk etme nedeninin ne olduğunu düşünseler ve yaptıkları hataların farkına varsalar ve onları tehditle sindirmek yerine, kazanmaya çalışsalar belki de birçok yuva kurtulabilir. Tehditle, silahla, dayakla bir kadını yanında tutmak onurlu bir erkeğe yakışan bir davranış değildir.

Birde kendilerinden ayrıldıktan sonra, bir başkasıyla evlenip, yuva kurmak ve yaşamının geri kalanında mutlu olmak isteyen, eski eşlerini tehdit eden ve öldüren erkekler var. Bitmiş bir ilişkiden sonra bile, kadının mutlu olmasına dayanamayan bu tür erkekler “bana yar olmayanı kimseye yar etmem !..“ diyerek, çocuklarının annesini öldürüp, karısını mezara, çocuklarını Çocuk Esirgeme Kurumu’na, kendisi de hapishaneye giden bu erkeklerin hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

İlişkiler, sevgiler, aşklar zaman içinde yön değiştirebilir, yok olabilir hatta sevginin yerini nefret alabilir. İki kişi bir çatı altında yaşayamaz hale gelebilir, insan değişken bir varlıktır. Bir kadın bir adamı sevdi diye, bir ömür boyu sevmek ve onunla yaşamak zorunda değildir.

Evlilik bir akittir. İyi günde kötü günde birbirinin yanında olmayı gerektirir.Ama taraflardan birisi bu birlikteliği yaşanmaz hale getiriyorsa, birlikte olmak mutluluk olmaktan çıkıp, işkence haline geliyorsa, bu durumda, yapılacak en doğru hareket, medeni bir biçimde bu birlikteliği noktalamaktır. Hayat, asla düzelmeyecek bir ilişkiyi sürdürerek, heba edilemeyecek kadar kısa ve değerlidir.

Karşınızdaki kişinin gönlü sizde olmadıktan sonra, yüreğinde sizin sevginizi taşımadıktan sonra, size özlemle sarılmadıktan sonra, onu yanınızda tehditle, zorla tutmanın ne anlamı var? Aşık olmak, sevmek kolaydır ama, bunları korumak, muhafaza etmek ve sürdürmek zordur. Dünyanın en güzel duygusu olan sevgiyi, aşkı, bencillikle karıştırmamak gerek. Aşk fedakarlık ister. Eğer sürdürmeyi beceremiyorsanız, onun yolundan çekilme cesaretini ve fedakarlığını gösterin. Eşlerini, sevdiklerini, her ne sebepten olursa olsun öldürenler, hatta bunu aklından geçirenler, sevgiden aşktan asla söz etmemelidir.

Cinayetin hiçbir haklı gerekçesi olamaz!...yaşam hakkı her insanın en doğal hakkıdır. Devlette bunu sağlamak zorundadır. Her gün bir yerlerde hayatlarını kaybeden bu kadınları korumak için, en ufak ihbarlar bile ciddiye alınmalıdır. Tehdit ciddi bir suçtur. “ havlayan köpek ısırmaz!..” mantığından vazgeçilmelidir. Türk ceza Kanununda tehdittin cezası 6 ay ile 2 yıl arasındadır. Bu uygulandığında birçok cinayetin önü alınabilir.

Bu cinayetlerin mağdurları sadece eşlerinden ayrılmak isteyen kadınlar değil, bunların arkalarında bıraktığı annelerini, babalarını, kardeşlerini ve gözleri yaşlı, yürekleri korku dolu çocuklarını da unutmamak gerekir. Anneleri mezarda, babaları hapiste olan bu çocuklar, yaşadıkları bu travmanın etkisinden nasıl kurtulacaklar? Hayata nasıl tutunacaklar? İnsanlara nasıl güvenecekler?...

Giderek artan ve sıradan bir olay halini alma eğilimi gösteren kadına yönelik taciz, şiddet ve cinayetlerin önü mutlaka alınmalıdır. Devletin birinci görevi vatandaşların can güvenliğini sağlamaktır. Öncelikle var olan yasalar işletilmeli, bunlar caydırıcı olmuyorsa cezalar daha da artırılmalıdır. Bunun için kaybedecek ne zamanımız ne de kadınlarımız var..

Bu olayları ciddiye almayarak, görevlerini yerine getirmeyenlerde en az cinayeti işleyenler kadar suçlu değil midir?...

Tekrar buluşuncaya kadar şiddetten uzak ve sevgiyle kalın…

Özcan Kandemir


ÖZCAN KANDEMİR
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>