>

KÖŞE YAZILARI | ÖZCAN KANDEMİR

Ünlü Olmak Hakaret Hakkını Verir Mi?

Günlerdir tartışılan bir konu ve seyrettikçe sinirlerimi bozan bir görüntü var. (Özcan Kandemir)
 
   
 
 
     

Günlerdir tartışılan bir konu ve seyrettikçe sinirlerimi bozan bir görüntü var. Hülya Avşar kendisine istemediği bir soru yönelten bir magazin muhabirine, kameraların önünde, defalarca, "Geri zekalısın! Geri zekalısın!" diye hakaret ediyor. Muhabirin kim olduğunu ve adını bilmiyorum ama, bir meslektaşımızın milletin önünde böyle bir hakarete maruz kalması beni çok üzüyor. Ünlü olmak önüne geleni azarlamak, hakaret etmek ve küçümsemek hakkını mı veriyor?!... Bununla da yetinmeyen "starımız!.." hızını alamıyor ve bir meslek grubuna hakaret etmekten de geri durmuyor ve "bir tane akıllı gazeteci olmayacak mı?" diye soruyor. Bütün bu soruların karşılığında "Tısss" hiç ses çıkmıyor.

Hülya Avşar, bu olaydan sonra, Kenan Erçetingöz’ün programında konuk. Programda Kenan Erçetingöz bu konuya değiniyor ve "Bunları yapmak sana yakışıyor mu? Ayıp değil mi?" gibi bir soru soruyor.

Hülya Avşar'ın yanıtı."Ben kendime yakıştırıyorum. Az bile söyledim. Bana böyle bir soru yöneltemez!..." oluyor.

Herkese her soru yöneltilebilir. Gazeteci merak ettiği her şeyi sorabilir, önemli olan soruya verilecek yanıttır. Zeki bir kişi istemediği bir soruyu geçiştirebilir, hiç bir şey bilmiyorsa cevap vermeden geçip gidebilir. Ama öfkesi mantığını aşan kişiler, “Hülya Avşar” gibi, hakaret ederek, saldırarak olayı kapatmaya çalışırlar.

Şöhret olana kadar "beni bir gazeteci fark edip de bir kare fotoğrafımı yayınlasa" diye boyunları uzayan ve haber olabilmek için gazetecilerin peşinden koşan bazı kişiler, şöhret olduktan sonra, geçmişlerini çabucak unutup, kendilerini şöhrete ve paraya kavuşturan bu kişilere hakaret ederek, küçükseyerek, azarlayarak, yerlerde süründürerek, ellerindeki kameraları başlarına geçirerek, borçlarını ödüyorlar!....

Son zamanlarda bu manzaralara sıkça rastlar olduk.

Gazeteciler ve dolaylı olarak bu meslek yerlerde sürünür oldu.

Ben bunları izlerken gerçekten üzülüyorum. Bu mesleğe 40 yıl emek vermiş bir gazeteci olarak içim yanıyor.

Dünyanın en saygın mesleklerinden birisi olan bu mesleğin bu derece hor görülmesi kabul edilir bir durum değil.

Buralara gelmemizin elbette nedenleri var.

En büyük suçlu da medya patronları ve yöneticileri.

Yıllardır bu mesleğe gönül veren, emek veren, ömür veren gerçek gazetecileri ellerinin tersiyle itip, “gözü güzel,” “endamı güzel” ve “ünlü!” diye adlarına dergiler yapan, tepeden inme Genel Yayın Yönetmeni unvanıyla birlikte avuç dolusu paralar veren yöneticilerdir. Bu uygulama dergilerden çok, adlarına dergiler yapılanlara yaramıştır.

Gazetelere bakın, köşe yazarlarına bakın birkaç gerçek gazetecinin dışında tüm köşelerde şarkıcı, artist ve ünlü kişilerin imzalarını göreceksiniz. Bunu hak edenlerde var kuşkusuz (Pakize Suda) gibi.. çoğunluğu ise, sırf ünlü olduğu için veya babası kocası ünlü olduğu için bu köşelere ve ekranlara yerleştirildiler. Böylece bu meslek önemini yitirdi. Yıllarca bu mevkilere gelebilmek için dirsek çürütenler, bir anda, sırf ünlü oldukları için buralara gelenleri görünce, yıllarını boşuna harcamanın düş kırıklığı ile köşelerine çekildiler.

Hülya Avşar'da basına gökten zembille inenlerden birisi. Belki de "çakma" Yayın Müdürü olduğunun farkında bile olmadığı için, muhabirleri küçümsüyor, onları azarlamak, hatta hakaret etme hakkını kendinde görüyor.

Ne demişler "iki kuruşluk birisine üç kuruşluk değer verirsen aradaki bir kuruşa seni satar"

Bu konuyu daha fazla irdelemedim (gördüklerim yeterince keyfimi kaçırdı zaten) Ama, kendilerini temsil eden muhabirleri böyle hakarete uğrarken, o gazetenin yöneticilerinin tutumlarının ne olduğunu çok merak ediyorum. Nasıl bir tutum sergilediler?. Muhabirlerine sahip mi çıktılar, yoksa onu suçladılar mı? Hakarete uğrayan arkadaşımız ne yaptı? Hakaret davası açıp onurunu kurtarma yoluna mı gitti? Yoksa araya giren birkaç hatırlı kişinin sözüne uyup bu hakaretleri sineye mi çekti? Basın grupları Hülya Avşar'ı kınadı mı?

Bizim zamanımızda birlik vardı. Söz konusu, atlatma haber olunca, kimse kimsenin gözünün yaşına bakmazdı ama, içlerinden birisine yapılan en küçük bir saygısızlık karşısında tek vücut olurlar, salonu terk ederler, makinelerini yerlere bırakarak protesto ederlerdi. Bu yüzden de kimse gazetecilere hakaret etmeye, küçümsemeye cesaret edemediği gibi, onları oturtacak yer bulamaz, en iyi şekilde ağırlamak için ellerinden geleni yaparlardı..

Şimdi durum ortada.Gazeteci itilip kakılan, hakaret edilen, küfür edilen, başında şemsiyeler parçalanan bir meslek gurubu oldu. Buna mutlaka birileri "dur!..." demeli ve bu mesleğin itibarı geri gelmelidir..Hakaret uğrayan arkadaşımız davasının arkasında durmalı, sonuna kadar direnerek, Hülya Avşar'ın yaptığı bu saygısızlığın bedelini ödemesini sağlamalıdır. Bu belki de bir örnek olur ve bu tür davranışların cezasız kalmayacağını birileri anlar ve kendilerine gelir. Meslektaşlarımıza da önemli bir görev düşüyor. Bugün arkadaşlarının başına gelenin yarın kendi başlarına da geleceğini düşünerek, birlik olmalı ve dava sonuçlanana kadar hiç kimse Hülya Avşar'ın haberini yapmamalı, tek kare fotoğrafını yayınlamayarak onu “yok” saymalıdır..

Bu tür insanlara verilecek en büyük ceza, onları görmezden gelerek “yok!” saymaktır. Hülya Avşar bence bunu çoktan hak etti.

Tekrar buluşuncaya kadar, sevgiyle kalın.


ÖZCAN KANDEMİR
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>