>

KÖŞE YAZILARI | SEMNAL GÖKMEN

Aklıma İlk Gelenler

Hangi rengi seçsem bilemedim, ben de bütün renkleri birbirine karıştırdım… (Semnal Gökmen)
 
   
 
 
     

Bu yazı, benim buradaki ilk yazım. Nasıl bir başlangıç yapsam acaba diye düşünmek yerine, oturdum bilgisayarımın karşısına ve bırakıverdim parmaklarımı klavyenin üzerine. Takır takır tuş sesleri çoktan kapladı bile odanın havasını. Komik mi olsun, duygusal mı yoksa klasik bir yazı mı diye hiç düşünmedim bile. Klasik olamaz, çünkü klasik şeyler benim ruhumla bağdaşmıyor. Ya komik olmalı, ya da duygusal … Yok ikisi de olmalı. Bakalım neler çıkacak…

Uzun süredir istiyordum bir köşem olsun benim de, yazdıklarımı durup durup kendim okumak yerine birileriyle de paylaşabileyim. Birileri derken “milyonları” kastediyorum elbette , milyonlarla paylaşabileyim yani… : ) Zihnimde yarışan sözcüklerin böyle güzel bir sitede yer alacağından emin olmak bile yeterince keyif veriyor bana.

Ortaokul yıllarında günlük tutmayla başladı benim kendi çapımda yazarlık maceram. 6-7 tane kalın defter bitirmişimdir başımdan geçenleri anlatırken. Yazmayı bıraktığımda da üniversiteye adım atmak üzereydim sanırım, hatta annemin şu sesi hala kulaklarımdadır : “ Semnal, artık o günlükleri yazmasan diyorum” (!) Ne yani annem okudu mu bütün özel hayatımı? Sırtım anneme dönük, 6-7 defterde neler yazıyor olabileceğini düşünmeye çalıştım birkaç saniye içinde dişlerimi sıkıp, ayaklarım yerde çakılı. Sonrasında da günlük yazmayı bıraktım, hatta yırttım attım onca emeği bir günde. Ama yazma isteğim biter mi hiç? Özel olmayan şeyler yazmaya başladım ben de. Üniversitede de Amerikan Kültürü ve Edebiyatı okuyunca, iyice pekişti bendeki yazma isteği ve bu yazıyla da sizlere ulaştı işte .

İlk yazıma özel sadece güzel ve huzur verici şeyler yazmak istiyorum şu anda, ilkbahar tadında… Soğuk kış günlerinden, sisli gecelerden, tir tir titreyen ellerden, uykulu gözlerden, soluk benizlerden, güne tam alışmaya çalışıyorken gecenin gelivermesinden değil de renklerden, çiçeklerden, güneşten, sıcaklıktan, yeşilliklerden, uğurböceklerinden bahsetmeyi istiyorum. Hep bahar olsa mesela, hep çiçekler açsa… Her yer yemyeşilken çocuklar yorulmadan ip atlasa, uğurböcekleri daldan dala konarken birisini yakalayıp dilek tutmak istesem,"uç uç böccei" şarkısını söylesem yıllarca aradan sonra tekrar, zamanımı onları yakalamak için harcasam… Ne güzel olurdu o kadar bol vaktim olsa, kırlarda uzanıp, papatyalardan taç yapsam… Yok aslında ben yapmasam da “O” bana yapsa tacı, daha romantik olurdu tabi ilkbahar ya. Aşk da olmalı aşksız olur mu hiç? Uzansam öylece yeşilliklerde, yüzüm gökyüzüne dönük. Gökyüzünün maviliğinde huzur bulsam, bulutların beyazlığında keyif… Sonra yüzümü yana doğru çevirsem, renk renk çiçeklere baksam… Dalıp gitsem renklerin ahengine… Tam da dalıp gitmişken, o an aklıma bilgisayarımın başında oturduğum gelse …Küçük bir tebessüm yayılsa odaya…

Semnal Gökmen


SEMNAL GÖKMEN
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>