>

RÖPORTAJ

İrfan Değirmenci: “Türkiye’de Televizyon Haberciliği En Kötü Dönemini Yaşıyor”

Ünlü televizyoncu “Artist” oldu…
 
   
 
 
     

Ekranların sevilen yüzü İrfan Değirmenci, televizyon haberciliği kariyerinin ardından tek kişilik stand-up gösterisini ve projelerini tüm içtenliği ile anlattı.

Televizyon haberciliğine bir süredir ara veren başarılı gazeteci, Türkiye’de medya sektörü ile ilgili de dikkat etmemiz gereken notları bizimle paylaştı. Bu güzel, sıcacık röportaj ile İrfan Değirmenci’yi daha yakından tanıyacaksınız…

İrfan Değirmenci’yi biraz yakından tanıyabilir miyiz?


1977’de Ankara’da doğdum. Ortaokulu ve liseyi TED Ankara Koleji’nde okudum. 1995 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü kazandım. Ankara’da yerel bir televizyonda çalışmaya başladım. Henüz üniversite öğrencisiydim. Sonrasında ATV Ankara bürosunda muhabirliğe başladım. İlk kez bir ulusal kanalda çalışmaya başladım.

1998 yılıydı. Star Televizyonu, CNN Turk, Kanal D Ankara bürolarında on yıla yakın Ankara’da TV muhabirliği yaptım. 2006 yılında İstanbul’a göçtüm. Çünkü FOX TV’den bir teklif gelmişti. Sabah haberlerini sunmaya başladım FOX TV “Çalar Saat” programında. Yaklaşık dört yıl sürdü. 2010 yılından 2017 Şubat ayına kadar Kanal D’de “Günaydın” programını sunuyordum. Son 1 yıldır da ilk romanın imza günlerinde, tek kişilik gösterimde hayat mücadelesine devam ediyorum.

Siz Ankara’nın kalbini çok iyi biliyorsunuz, haberciliğe başladığınız yer... O günden bu güne neler değişti, nasıl değerlendiriyorsunuz süreçleri?

Dediğim gibi 2006 yılında ayrılmıştım Ankara’dan, şu an on iki yıl oldu. Annem, babam hala burada yaşıyor. Ankara’ya sık sık gelip gidiyorum. Her geldiğimde Ankara daha da büyümüş ve değişmiş oluyor ama değişmeyen şeyler de var. Benim sevdiğim yaşamın ritmi, insanların birbirine davranışı, Ankara’yı ben çok seviyorum. Ankara’yı dünyada yaşanılacak şehirler listesinde en üst sıralara koyuyorum her şeye rağmen. Atatürk’ümüzün bozkırın ortasında açtırdığı çiçek, kurduğu eşsiz başkent Ankara her şeye rağmen tüm yıpranmışlığına rağmen yine de en yaşanası şehirler listesinde en üst sırada yer alıyor benim için.

Kitap yazdınız ve orada tüm içtenliğiniz ile yaşadıklarınızı kaleme aldınız... Nasıldı tepkiler, yeni bir kitap hazırlığı var mı?


Kitap ile ilgili bir yanlış anlaşılma oldu; benim başımdan geçenleri anlattığım sanılıyor ama bir roman yazdım ben aslında. Bu güzel ülkemizin yedi tane, birbirine benzemeyen farklı karakteri sevgi ile danışma ile hayatta ve ayakta kalmaya çalışıyor, ben kendi başımdan geçenleri anlatmadım.

İkinci kitap da yine bir roman, bir kurgu. Distopik bir roman yazdım bu kez. Bu kitabın konusu ise bilinmeyen bir ülkede 2141 yılında geçiyor. İkinci roman ile ilgili daha fazla ipucu vermeyeyim. Çok heyecanlı gelişmeler yaşanıyor. Tamamen kafamda kurguladığım umut olu bir öykü... Aslına bakarsanız bir direniş öyküsü, dönüşüm ve değişim öyküsü olacak ben de çok heyecanlıyım. Mart ayında kitapevlerinde ve raflarda yerini almış olacağa benziyor. Yazmayı gerçekten çok seviyorum. Başka hiçbir konuda almadığım hazzı yazarken, kurgularken alıyorum.

Şimdi tek kişilik gösteriniz ile sizi özleyenlerin karşısına çıkıyorsunuz; nasıl gidiyor “Anne Ben Artist Oldum?”

Zorunluluktan başladı. Biliyorsunuz ki, ben geçen yıl Şubat ayında kafasını kuma gömerken “bu yolun dönüşü yok” diyerek rengimi ve görüşümü belli ettim. Sonra yirmi yıldır yaptığım televizyon haberciliğine veda etmek durumunda kaldım ama hayat devam ediyor. Kırk yaşındayım henüz, o süreçler devam ediyor. “Ne yapmam gerekiyor?” diye düşünürken en azından hayatı sürdürebilmek için Türkiye’de medyanın %99’unun yalan makinasına dönüştüğünü düşünüyorum. Oralarda çalışmayı da düşünmüyorum. Geri kalan %1’lik bir dilim var. Onlar da çok zor şartlarda yayıncılık yapıyorlar. Şu an için televizyona dönmem mümkün olmadı. Ben TED Ankara Kolej’inde okurken tiyatro ile tanıştım. Bir İngilizce müzikal bir de “Candan Can Koparmak” diye anlamlı bir oyun sergiledik. Daha lise yıllarındaydım o zaman. Sonra üniversite çağlarında konservatuar sınavına girdim, iki aşamalıydı, ilkini geçtim ikinci sınavdan kaldım. Tüm bu deneyim “Acaba?” dedirtti bana. Hayatta ve ayakta kalabilmek için, seyircilerle buluşmaya devam edebilmek için televizyon olmazsa ne yapabiliriz diye düşündük.

“Televizyon yasaksa sahneler bizimdir.” dedik ve yola çıktık, sekiz aydır da elliden fazla tek kişilik gösteride üç saate yakın seyirciler ile buluştuk. Seyirci ile dertleştik, konuştuk, ben başıma gelenleri anlattım, onlar kendi hikayelerini paylaştılar, eğlendik ve düşündük “daha iyi nasıl yaşanır bu ülkede?” diye... Sonuç benim çok içime sindi. Bir taraftan zor bu ülkede tiyatro yapmak ama bir taraftan da hayata devam edebildik. Daha ne kadar sürer bilmiyorum sahne projesi. Gerçekten çok saygı duyuyorum tiyatro sanatçılarına, tiyatro dünyasına. Çok zor şartlarda mesleklerini icra ediyorlar; oyunlar yasaklanıyor, bir taraftan salon bulmak çok büyük problem, salonlara seyirci bulmak ayrı problem ama tüm bu şartlarda dünyanın en güzel mesleğini yapmaya devam ediyorlar. Ben daha ne kadar sürdürebilirim bilmiyorum. Benim söyleyecek sözüm var bu ülkeye ve dünyaya dair, bunu bir şekilde söylemeye devam edeceğim. Kitap yazdım, bir tane daha yazacağım. Önümüzdeki haftadan itibaren her pazartesi gazetede köşe yazmaya başlıyorum. Bir şekilde beni takip edenlerle buluşmaya devam ediyorum. Çünkü hayat böyle bir şey; “siz planlar yaparken başınıza gelenlerin toplamıymış”... “5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?” diye sorsanız bilmiyorum inanın ve Türkiye’de birçok insana sorduğunuzda aynı cevabı vereceğini düşünüyorum. Bu belirsizlik çok fena… Maalesef ülkemizin yetişmiş beyin gücünün yurt dışına göçmesinin altında da bu yatıyor. Bir yere gitmeye niyetim yok, bu vatan bizim vatanımız, buradayım! Sonuna kadar da burada söyleyeceklerimi söylemeyi planlıyorum açıkçası başka bir plan yapamıyorum.

Haberciliğin genç kuşak temsilcilerindensiniz. Şimdi geriye dönüp baktığınızda kariyeriniz ile ilgili keşke yapmasaydım dediğiniz bir şey var mı?

Haberciliğin genç kuşağından mıyım bilmiyorum… Yirmi yıl televizyon haberciliği yaptım. Ben üzülüyorum geride bırakmak zorunda kaldığım televizyon haberciliğine. Türkiye’de televizyon haberciliği tarihine dönüp baktığımda en kötü dönemini şu anda yaşadığını görüyorum. Çünkü haber bültenlerinden korkuluyor. Haber bültenlerinin içeriği haber değil.

Çalışan meslektaşlarım da hiç kusura bakmasınlar, gerçek ve evrensel anlamda habercilik yaptıklarını onlar da söylemiyorlar, gerçekten de yapılamıyor, mümkün değil. Fakat bu, böyle gitmez elbette. Çünkü haber almak çok ciddi bir insan ihtiyacıdır. Bir şekilde internet medyasında, yeni mecralarda insanlar bu ihtiyaçlarını gideriyorlar. Ama neden ana akım dediğimiz medyada ya da halkımızın yüzde doksanı sadece televizyondan bilgi alıyor?

Benim kendi adıma hiçbir pişmanlığım yok kariyer adına.

Dünyanın en iyi kariyerini de yapsanız, içinde yaşadığınız ülkenin insanları mutsuzsa mutlu olmanız mümkün değil. O yüzden kariyer çok umursadığım bir şey değil. İnsan bir şekilde doyuyor işte ama daha iyisi için mücadele etmek gerekiyor. Televizyonlar da ülkemiz ile birlikte daha rahat olacak, daha özgür olacak, bunu biz sağlayacağız hep birlikte…

İrfan Değirmenci kendini nasıl özetler…


“Yılgınlık yok, mücadeleye devam!” Sloganım işte bu…

Gazetecilik mesleğini yapmak isteyen genç meslektaşlarınıza neler söylemek istersiniz?

Dediğim gibi, kendilerini ve kariyerlerini dünyadaki her şeyden önde sanmasınlar, çünkü değil. Başlarını yastıklarına rahat koyabilsinler. Yükselebilmek için meslektaşlarının ayağına çelme takmasınlar. İyi insan olmaya gayret etsinler. Ötesi boş...

Sosyal medyanın medya sektörü üzerinde özellikle habercilik ile ilgili gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Youtube ve periscope gibi uygulamalar üzerinden yapılan yayınlar var. Nispeten özgür yayınlar. O yayınlar ile ilgili de denetim getirmeye hazırlanılıyor. Sansür değil, denetimsel bir şey olduğu söyleniyor. Ancak denetimden geçmeyenlere yayın yapma izni verilmeyecek, o nasıl olacak, orası hepimiz için bilinmez. 90’lı yıllarda “radyoma sahip çıkıyorum” gibi kampanyalar düzenlenip, arabalara kurdeleler takılmıştı. Özel radyoların ilk dönemiydi. Ortada tam bir kaos vardı, yasal değildi radyoların yaptığı yayıncılık ama yasal mevzuat oluşturulana kadar dinleyiciler sahip çıktı radyolarına. Şu anda da devam ediyor radyolar yayınlarına. Ben de bu içinde yaşadığımız süreci biraz daha olumsuz değerlendiriyorum ama elbette her tünelin bir çıkışı olacaktır. Çıkacağız hep birlikte.

Son olarak bir süper kahraman olsanız nasıl biri olurdunuz?


Mümkün olabilseydi de tekrar olabilseydim. Benim süper kahramanım Mustafa Kemal Atatürk. Onun bu ülke için çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Tıpkı Hollywood yapımı filmlerdeki süper kahramanlar gibi… Şimdi böyle anlatmak gerekiyor yeni nesle. Çünkü sadece o filmlerde olur sanıyorlar ama süper kahramanlar hayatın içinde de vardı ve var. Ne mutlu bize o süper kahramanlardan biri geride bıraktığımız yüz yılın başında bize denk geldi!

 

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın

DİĞER HABERLER

cosmoturk önerisi
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU
Anket
Aşk mı, Para mı?
Aşk
Para
>